Bağımsız Çeçenistan 1994 (foto) »     Uyanış Konseyi lideri Kerbuli ve 6 polis öldürüldü »     Özgür Gazze teknesi kuşatmayı delecek... »     Guantanamo sorguları kayıt altındaymış! »     Hamas boyun eğmeyecek kadar izzetli ve güçlü »     İsrail'den Bir Büyük Suikast Daha »     çeçen Mücahidlerin Yeni Görüntüleri »     El Kaide:Bir Grup Kahramanın Şehadeti »     Somali ordusundan 37 asker cihada katıldı! »     Afganistan'da işgalci ve işbirlikçilere darbeler »        

   
  İLİM PAYLASTIKCA COGALIR
  TAGUT
 
Tağutun Tanımı


Ebedi kurtuluşun sağlam kulpuna yapışman için inkâr etmen ve ona ibadet etmekten kaçınman gereken tağut, sadece dua, adak, tavaf ya da secde etmek suretiyle kendisine ibadet edilen taşlar, putlar, ağaçlar ve kabirlerden ibaret değildir.
Aksine tağut kavramı bütün bunlardan daha geneldir ve ibadet çeşitlerinden herhangi birisiyle Allahu Tealâ dışında kendi¬sine ibadet edilen ve kendisine yapılan bu ibadeti de inkâr etme¬yen her mabudu kapsar. Tağut kelimesi tuğyandan türemiştir. Bu da yaratılanın Allahu Tealâ’nın kendisi için tayin etmiş olduğu sınırı aşmasıdır.

Mücahid şöyle demektedir:
“Tağut, insanların emir sahibi olup, hakemliğine başvurulan in-san suretine bürünmüş şeytanlardır.”

İbn-i Teymiye şöyle demektedir:
“Allah’a isyanı gerektiren hususlarda, hidayet ve hak dine uy-mama noktasında, kendisine itaat edilen her şey tağuttur. İşte bundan dolayıdır ki; Allah’ın kitabı dışında, hükmeden ve hük¬müne başvuru-lan kimseye tağut ismi verilmektedir.”


İbn-i Kayyım El’Cevziyye şöyle demektedir:
“Tağut, ibadet edilen, tabi olunan veyahut da itaat olunan ol¬sun, kulun haddini aşmasına vesile olan her şeydir. Her kavmin tağutu, Al-lah Ve Rasul’ü dışında hükmüne başvurdukları, Allah’ı bırakıp ibadet ettikleri, basiretsizce Allah’ın dışında tabi oldukları, Allah’tan başka itaat ettikleri kimselerdir. Kim Rasulullah (s.a.v)’in getirdiği hükümler dışında başka bir şeyin hükmüne başvurur veya onunla hükmederse tağutun hükmü ile hükmetmiş ya da tağuta muhakeme olmuş demek-tir.”
Bilinmelidir ki; ibadetin birçok çeşidi mevcuttur. Nasıl ki secde, rukûu, dua, adak ve kurban birer ibadet çeşidi ise, teşri (yasama) nok-tasında itaat etmekte bir ibadettir. Allahu Tealâ Hı¬ristiyanlar hakkında şöyle buyurmaktadır:
“Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını ve rahiplerini rabler edin¬diler.” (Tevbe Suresi: 9/13)
Bilindiği üzere onlar rahiplerine rukûu ve secde etmiyorlardı. Ancak onlar haramları helalleştirme, helalleri de haramlaştırma nokta-sında rahiplerine itaat ve muvafakat ettiler. İşte bundan dolayı Allahu Tealâ onların bu tavrını din adamlarını rabler edin¬mek olarak isimlen-dirmiştir. Çünkü teşri (haram ve helal koyma) noktasında yapılan bir itaat ibadetin kendisidir ve asla bu hususta Allah’tan başkasına yö-nelmek caiz değildir. Şayet kişi tek bir hükümde dahi olsa Allah’tan başkasına itaat ederse müşrik olur.
Rasulullah (s.a.v) zamanında Rahman’ın dostlarıyla, şeyta¬nın dostları arasında, meytenin durumu ve haram kılınması husu¬sunda or-taya çıkan münakaşa, bu anlattığımız konuya apaçık bir şekilde delalet etmektedir. Müşrikler, meytenin (şer’i yollar dı¬şında ölen bir hayva-nın) Allahu Tealâ tarafından öldürüldüğünü delil olarak getiriyorlar ve bu şekilde ortaya bir şüphe atıyorlardı. Onlar Müslümanlar tarafından kesilen bir hayvan ile her¬hangi bir nedenle ölen hayvan arasında fark olmadığını ileri sürerek Müslümanları kendilerine uydurmaya çalışı¬yorlardı. Allahu Tealâ bu olay hakkında hükmünü yedi kat sema¬nın ötesinden indirerek şöyle buyurmaktadır:
“Eğer onlara itaat ederseniz şüphesiz sizde müşriklerden olur-sunuz.” (Enam Suresi: 6/121)
Bilinmelidir ki; tağut ismi kapsamına Allahu Tealâ ile birlikte kendisinin de hüküm koyup yasalar çıkarabileceğine yetkili zan¬neden herkes girmektedir. İster hükmeden olsun, isterse hük¬molunan… İster yasama organında bulunan bir vekil olsun, isterse de onu seçenlerden bir seçmen olsun… Durum değişmemektedir. İnsan Allahu Tealâ’ya ibadet etmek için yaratılmış ve mevlası ona, Allah’ın şeriatine teslim olmasını emretmiştir. Ancak o, bu tav¬rıyla yüz çevirmiş, büyüklenmiş, azmış ve Allahu Tealâ’nın sınır¬larını çiğnemiştir. Kanun çıkarma, hü-küm ve yasa koyma nokta¬sında, kendisini Allah’a denk kılmak isteye-rek O’na ortak koş¬muştur. Hâlbuki Allah’tan başkasının kanun koyu-cu olarak vasıf¬landırılması kesinlikle caiz değildir. İşte her kim bu şe-kilde hare¬ket ederse, kendisini kanun koyucu bir ilah olarak tayin et-miş olur. Böyle davrananlar tağutun başıdırlar. Tüm bu tağutlardan uzaklaşıp kaçınmadıkça ve yine aynı şekilde tağutlara kulluk edip des-tekçi olanlardan tamamıyla beri olunmadıkça kişinin tevhidi ve İs-lam’ı asla sahih olmayacaktır. Allahu Tealâ şöyle buyurmakta¬dır:
“…Tağuta muhakeme olmak istiyorlar. Hâlbuki onu inkâr et¬mekle emrolunmuşlardı...” (Nisa Suresi:/ 60)
Günümüzde, Allahu Tealâ dışında kendisine ibadet edilen, tüm tevhid ehlinin inkâr etmesi, sağlam kulpa sarılması ve ateş¬ten kurtul-ması için kendisinden ve ona tabi olanlardan uzaklaş¬ması gereken tağutlardan bir tanesi de, rab olduğu zannedilen bu sahte ilahlardır. Öyle ki; insanların çoğu teşri noktasında kanun koyucu olarak bunları Allah’ın dışında ortak edinmişlerdir. Allahu Tealâ şöyle buyurmakta-dır:
“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyleri kendilerine din¬den şeriat yapan ortakları mı vardır? Eğer ayırdedici söz olma¬saydı, muhakkak onlar arasında hüküm verilmişti bile.” (Şura Suresi: 42/21)
Onların bu şekilde, teşri vazifesinin (yani kanun ve hüküm belir-leme yetkisinin) parlamentolarının, uluslar arası ve bölgesel egemen kurullarının hakkı olduğunu zannederek onlara itaat et¬mek suretiyle Allah’a ortak koşmuşlardır. Teşri yetkisinin, kanun ve yasa çıkarma vazifesinin parlamentolarının ya da egemen ku¬rullarının hakkı olduğu gerçeği, onların kanunlarında ve anayasa¬larında açık olarak belirtil-miştir. Ve bu nokta kendileri tarafından malum ve meşhurdur. Örnek olarak, Kuveyt anayasasının 51. maddesi şu şekilde¬dir:
“Yasama yetkisini, anayasaya uygun olarak emir ve millet mec-lisi üstlenir”
Ürdün anayasasının 25. maddesi ile Mısır anayasasının 8. mad-desi ise şu şekildedir:
“Yasama yetkisi Kral’a ve millet meclisine aittir.
“Millet meclisi yasama yetkisini üstlenir.”

İşte bu şekilde yasama yetkisini kendi vazifesi olarak gören ida-recilere tabii olan, itaat eden, bu küfürde ve katıksız şirkte onlarla mu-tabakat sağlayan ve bu şekilde yöneticilerini rabler edinen kimselerin hükmü, tıpkı hahamlarına ve rahiplerine tabii olan Hıristiyanlar aley-hinde, Allahu Tealâ’nın vermiş olduğu hük¬mün aynısıdır. Hatta bunla-rın durumu daha kötü ve daha çirkin¬dir. Çünkü ehli kitabın din adam-ları, haramları helal, helalleri de haramlaştırmışlar ancak bunu ne ka-nunlaştırmışlar ne de sistem¬leştirmişlerdir. Ortaya attıkları bu kanun-lar husu¬sunda anayasalar, kitaplar ve merasimler düzenlememişlerdir. Ancak bugün beşeri sistemlerin kanunlarına karşı çıkan ya da dil uza-tan hemen cezaya çarptırılmaktadır. Günümüz idarecileri, kendi kitap-larını Allah’ın kitabına denk tutmaktadırlar. Hatta bu anayasalar ta-mamen Allah’ın kitabına egemendir ve ona hükme¬der. İşte günümüz idarecilerinin hali bu şekildedir.





2-Tağut Kavramı hakkında daha detaylı bilgi için “Hakimiyet Mef¬humu” isimli kitabımızın 76. sayfasına ve devamına bakınız. -Yayıncı-
3- “…kendisine yapılan bu ibadeti de inkâr etmeyen…” kaydı ile, kendisine ibadet edilen melekler, nebiler ve salih kimseler, tağut kavramının içeri¬sinden çıkarılmıştır. Çünkü onlar kendilerine yönelik ibadet eyleminden razı değildirler. Bundan dolayı onlar tağut olarak isimlendirilemeyeceği gibi doğal olarak onlardan beri olmak gerekmemekte, buna karşılık onlara iba¬det etmekten kaçınmak, onlara ibadet edenlerden uzak durmak gerek¬mektedir.
4- İbn-i Tevmiye’nin tağut tanımı üzerine bu cümlesi kitabın orjinalinde yok¬tur. Ancak Makdisi’nin İbn-i Tevmiye’den yapmış olduğu nakil “…işte bundan dolayıdır ki…” diye baş-ladığı için İbn-i Tevmiye’nin tağut tanımı üzerine sözünün baş kısmını da buraya eklemeyi uygun gördük. Bkz. Mecmu’ul Feteva: 28/201
5-Alam’ul Muvakkııyn: 1/50
6-Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasında ise şöyle geçmektedir: “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Türk milleti egemenliğini, Anayasa’nın koy¬duğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır. Yasama yetkisi Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinin-dir.” (Mad. 6-7) –yayıncı
 
  Toplam 94471 ziyaretçi (188459 klik) kişi burdaydı!  
 
Onların Allah'ı bırakıp da tapdıkları putlar şefaat hakkına sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefâat edebilir. Zuhruf 86 Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol