1-Özelde Mısır’ı genelde de bazı Arap ülkelerini su baskını gibi doldurup taşıran eleştirilere nasıl bakıyorsunuz?
2-Allah’ın izniyle bu kampanyanın başarısızlığından sonra mürtet rejimin sıradaki atacağı adım nedir?
Cevabım:
Birincisi, Peygamberin (sav) sancağı altındaki şövalyeler ve “Temize Çıkartmak” isimli kitaplarımda, İslami Cemaatin uzlaşması tartışmasında bu konudaki görüşümü açıkça ortaya koydum. Bu hükümetlerin baskı çözümlerinden umudunu kestiğinin ve hile, aldatma ve düşük bilimsel düzeyde yanlış anlama yoluna başvurduklarının kanıtıdır. Rejimlerin bir sonraki adımlarının daha büyük gaflar ve hatalar olmasını bekliyorum.
10 / 3 Ebu Usame soruyor:
“İlk sorum: Allah’ın izniyle Amerika’nın Irak’tan çekilmesinden sonra Irak’ta ne olacağını düşünüyorsunuz? Ve İnkârcı ordu milisleri Mücahidlere özür sunar mı? Ve Mücahidler bu milislere nasıl davranacak?
İkinci sorum: Amerika’nın İran’a tehdidi hakkında saygı değer görüşleriniz nedir? Gerçekten Amerika İran’a saldırma niyetinde mi? Ve eğer böyle bir şey olursa bölgede ne olmasını bekliyorsunuz? Mücahidler bununla ilgilenecek mi yoksa ilgilenmeyecek mi?
Üçüncü sorum: Amerika’nın şu anki durumu hakkında değerlendirmeniz nedir? Gerçekten çökmeye başladı mı? Ve eğer Amerika, Irak ve Afganistan’dan çekilirse bunun sonucunda ne bekliyorsunuz? Bununla yetinecek misiniz yoksa Amerika’yı yeni bir savaşa sürükleyecek misiniz?
Dördüncü sorum: Cihadi yürüyüşün geleceği hakkında sizden saygı değer bir görüş istiyorum: beş veya altı yılın ardından, Irak, Filistin, Afganistan, Harameyn beldesi, İslami Batı, Çeçenistan, Somali ve Darfur’da durum nasıl olacak?
Beşinci sorum: Şeyhin de bildiği gibi, dinleri hakkında kafa karışıklığı oluşturan zararlı âlimler var. Sorum şu: Modern Cihadın tarihi hakkında ve yeni olaylarla beraber bazı günümüz olaylarının araştırması hakkında yazmaya karşı Şeyhin duruşu nedir? Bugünkü eserlerin birçoğu yazarlarının meselelerin delillerine bakmaksızın ve modern Cihad’da geçmişe kıyasla savaşın farklı özelliklerinin bir yönüne bakarak günümüz âlimlerine aktarmadaki toplam itimatlarına az bir yarar sağladı. Allah biliyor ki meydanlar onun gibisine ihtiyaç duyduğu için, ben umuyorum ki Şeyh daha fazlasını ortaya koyacaktır, özellikle de Cihadı destekleyen Şeyhlerin çoğunun tutuklanması nazarıyla. Eğer bu boşluk açık kalırsa –ihtiyaç duyulduğu için- yarım yamalak öğrenmiş insanlar tarafından doldurulacaktır.
Altıncı sorum: Belki Şeyh bir takım Cihadi grupların bazı meselelerde veya genel olarak menhecte kendileriyle farklı düşen işlerinde hatalarını bildirdi. Diğer yandan başka bir yön alan ve Sünnilerle arsız bir biçimde savaşsa bile her muhalifi mazur gören kimseler buluyoruz. Bu durumda Şeyhin Cihadi gençlere ve Mücahidlerin kendilerine bu muhaliflere, özellikle de ilim ehli olanlara davranış şekli noktasında tavsiyesi nedir? Ve bütün indi ictihatlar kabul edilebilir mi? Yoksa bunun özel koşulları mı vardır?
Yedinci sorum: Mücahidlerin durumunu medya arenasında nasıl görüyorsunuz? Ve bu arena hakkında değerlendirmeniz nedir?
Sekizinci sorum: İnternette elektronik Cihadda müthiş bir rol alan ve sonuçlandırıcı olmak istemeyen gençlere tavsiyeniz nedir? Ve hangisi daha uygun: Cihadla ilgili materyalleri yayan ve gerçek hayattaki faaliyetleriyle yeterli olan mı, yoksa internetteki elektronik Cihada katılan mı? Ya da bu ikisinin aynı anda gerekli olduğuna inanıyor musunuz?
Dokuzuncu sorum: Harameyn’deki ve Mısır’daki Cihadi deney hakkındaki değerlendirmeniz nedir? Ve Mücahidlerin saldırılarında elde ettikleri pozitif şeyler hakkında ne düşünüyorsunuz ve de negatif şeyler nelerdir?
Onuncu sorum: Keskin Hasat kitabını yazmaktan dolayı pişman olduğunuz doğru mu?
On birinci sorum: Cihad yardımcılarının karşılaştıkları soruları sormak için tercih edecekleri ve onunla dedikoduculara ve (Cihhaddan kaçan) firarilere cevap verecekleri, Medya arenasında bulunan bir Cihad alimi olması gerektiğini düşünmüyor musunuz?
Cevabım:
Birinci: Amerika’nın Irak’tan çıkmasının ardından Cihadi etkinin yayılacağını ve inşaallah Kudüs’e hareket edeceğini umuyorum. Zikredilen milislere gelince, onlar insanlık tarihinin en kuvvetlisi diye tabir edilenin (Amerikanın) yardımıyla Cihadı saf dışı etmeyi başaramadılar, o halde kendi kendilerine veya İran’ın yardımıyla mı başaracaklar?
İkinci: Amerika ve İran arasındaki çekişme, nüfuz etme alanı üzerine bina edilmiş gerçek bir çekişmedir. Amerika’nın İran’ı vurma ihtimali gerçek bir ihtimaldir. Bölgede ne olacağına gelince, sadece bölgede büyük değişiklikler olacağını söyleyebilirim. Eğer savaş iki tarafı da zayıflatırsa Mücahidlerin durumu bununla ilgilenmek olacak. Eğer bir şekilde bir taraf galip çıkarsa, onun nüfuzu yoğunlaşacak ve kendisiyle Mücahidler arasında, günümüz Cihadi uyanışı saf dışı etmemesi, Afganistan ve Irak’taki işgalcilerin yozlaşmış işleri İran veya Amerika için bölgede tek söz sahibi olmasını imkânsız kılması haricinde çok büyük savaşlar çıkacak.
Üçüncü: Amerika’nın çöküşünün başladığında hiç şüphe yok. Tek kutupluluk masalı sona erdi. New York ve Washington saldırıları bu çöküşün işaretlerini teşhis ediyor, fakat imparatorlukların çöküşünün yalnız bir anda gelmediğine dikkat çekerim. Aksine onlarca yıl sürebilir, Sovyetler Birliğinin çöküşü buna en iyi örnektir. Amerika’nın Afganistan ve Irak’tan çekilmesi inşaallah Müslümanların yararına olacaktır. Öncü Cihadi kuvvet, amacının –bu aşamada- anlaşma olmadığını, bütün kâfir kuvvetlerin Müslümanların beldesinden geri çekilmesi olduğunu bildirmişti.
Dördüncü: Allah’ın fazlıyla Cihadı akının yayılımı ve nüfuzunun artması zikrettiğim bölgelerde haçlıların, Yahudilerin ve bunların yardımcılarının geri çekilmesini getirmesini umuyorum.
Beşinci: Kerim kardeşim, biliyorsun ki, Mücahidler genel olarak, yazmak için ne yeterince boş zamana ne de sürekliliğe sahip olabiliyorlar. Söz ettiklerinin bir kısmıyla ilgili Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) Sancağı Altındaki Şövalyeler kitabını telif ettim. Umarım Allah bana ikinci baskısını da yapmamda yardım eder. Aynı zamanda zikrettiklerinden bir kısmını da yeni çıkan “Temize Çıkartmak” kitabında konu ettim.
Altıncı: şüphesiz ki tarafsızlık gerekli
Yedinci: Cihadi medya Allah’ın fazlıyla, onlarca yıldır muzdarip olduğumuz Batı ve hükümet haber kaynaklarının tekelini yıktı. Dünyaya kavramak istediği gizli tutulan gerçekleri sundu.
Sekizinci: Ben, gençlere, Ümmetin diğer sınıflarına ve cemaatlere öncelikle farzı ayn olan Cihada katılmalarını tavsiye ederim. Fakat eğer buna imkanları yoksa ve Mücahidler onlara başka görevler vermemişse, o zaman her alanda, senin söz ettiklerin de dahil İslam’a yapabilecekleri her yardımı yapmalılar.
Dokuzuncu: Mısır’daki, aynı zamanda Harameyn’e ve İslam Dünyası’ndaki diğer bölgelere uygulanan Cihadın ana hatlarıyla ilgili daha önce konuştum. Ve burada sana davetsel görevin bazı zamanlarda ve hallerde duyduğu ızdırabı zikretmek isterim. Buhari’nin (rha) İbn Abbas’tan (ra) rivayet ettiğine göre, Herakles, Ebu Süfyan’a (ra) Peygamber (sav) hakkında sorduktan sonra dedi ki: ‘Onunla savaşıp savaşmadığınızı sordum, sen de savaştığınızı söyledin, savaşta öne geçtiğinizi de geride kaldığınızı da ve onunla savaşta yenildiğinizin de olduğunu söyledin. Rasuller bu şekilde denenmişlerdir, bunun ardından sonuç onların lehinde olmuştur.’ Deneyimin pozitif yönlerinden en önemli olanı Ümmeti düşmanına karşı, düşmanın müsait olduğu, Cihada seferber etmektir. Başlıca negatif yönüne gelince, bu, Tağuti rejimlerin binlerce Müslüman’ı cezalandırma imkânıdır. Fakat bu imkânı inşaallah kısa sürecek çünkü açıkladığım gibi yozlaşmış rejimler çökmeye mahkûmdur.
Onuncu: Onun ikinci baskısını çıkarmışken nasıl olurda ondan pişman olurum. Bununla beraber silinmesine kanaat getirdiğim bazı pasajlarından pişman oldum ve senden ricam, ikinci baskının önsözüne başvurmandır.
On birinci: Mücahid âlimler bu dünyanın büyük mücrimleriyle acımasız bir savaş içinde, fakat yapabildiklerinin en iyisini yapıyorlar.
11 / 3: Farisu’n-Taraccel soruyor:
“1-Harameyn beldesindeki Cihadi yürüyüşü nasıl değerlendiriyor ve geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?
2-Mısır İslamcılarından meydanlarda kalanlar hakkında düşünceniz ney? Pusulalarını tamamen kaybettiklerini mi, yoksa onların içinde hala temiz bir menhece sahip olan ve oradaki Tağuti rejime karşı tehdit oluşturan bir grubun olduğunu mu (düşünüyorsunuz)? Ve bugün, Sinai’de olan operasyonlar hakkında –bunların ışığında- yorumunuz nedir?
3-Libya’da Savaşçı İslam Cemaati’nin mübarek el-Kaidetu’l-Cihad Cemaati’ne katılmasının Tağuti rejime karşı etkisi ne olacaktır? İslami Batı’daki Mücahidlerin bağlantıları genel olarak ne ölçüde?
4-Hangi bölge kısa sürede Cihad bayrağının yükselmesine ve Amerika’nın gerilemesine gidiyor? Biz daha çok safların ayrışması mı yoksa meyvenin toplanması (sonuç elde etme) mı yolundayız?
5-Amerika’nın hezimete uğraması Kabil’de başladı ve bugün Bağdat’a kaydı, peki bu nerede son bulacak?
Cevabım:
Birinci: Mısır ve Arap yarımadasındaki Cihadi deneyim hakkında cevabımı verdim. Arap yarımadasındaki Cihadın geleceğine gelince, inşaallah bir kez daha ilerleyecek ve Suudi rejimi tarihin akışına karşı yüzüyor. Onun global Haçlı seferiyle bağı Allah’ın izniyle kendisini yok etmeye mahkum etti.
İkinci: Mısır’daki Mücahidler iyi, fakat onlar, hükümetin, Cihadı ve Mücahidleri saf dışı edemedikleri fakat uyguladıkları baskıdan muzdaripler. Açıkladığım gibi, yozlaşmış rejimler Allah’ın izniyle tarihsel bir gelenek olarak sona doğru varıyor. Ve biz Yahudilerin çıkarlarına zarar veren her operasyonu destekliyoruz.
Üçüncü: İslami Batı’daki Cihadi uyanış, Allah’ın fazlıyla birbirini tetikleme ve birbirine tutunma halinde. Muhterem Savaşçı İslam Cemaati’nin el-Kaidetu’l-Cihad Cemaati’ne katılması Allah’ın izniyle kokuşmuş Libya rejimi için kötüye işarettir.
Dördüncü: Bölge Allah’ın yardımıyla her ikisinin de yolunda.
Beşinci: Amerika’nın hezimetine gelince, bu, Allah’ın izniyle Beyaz Saray’da bitecektir!
12 / 3: el-Eşref Tuman Bey soruyor:
“Mısır’daki Kıpti Hıristiyanlar kendilerini Amerika ve Batı’yla destekleterek zalimleşmeye, müstekbirleşmeye başladılar ve söz sahibi oldular. Bu, Müslüman çoğunluğun masraflarında Hüsnü Mübarek’in onlara imtiyaz tanımasıyla zulme dönüştü. Örneğin, adı Mecdi Eyyub İskender olan Kina valisini Kıpti Hıristiyan olarak buluyoruz.
Böylece bakın erdemli Şeyhimiz, Kina’da neler yapıyorlar?
Öyle ki iki olaydan söz ediyor: bunlardan birisi üç tane Hıristiyan Müslüman bir kızı eczanecilik bahanesiyle kendisine saldırıp tecavüz etmek için tuzağa düşürüyor, ikincisi ise; şehirde Hıristiyanlarla Müslümanları çatışmaya götüren olay olan iki Hıristiyan’ın iki tane peçeli kızı taciz etmesi. Ondan sonra diyor ki:
Son yıllarda, Mısır Hükümeti’ne, kendilerine daha fazla imtiyaz vermesi için baskı yapmak üzere Mısır’daki Hıristiyanların yabancı devletlerin, özellikle de ABD’nin eliyle kendilerini güçlendirmesinin bir sonucu olarak Mısır’daki Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki gerilimde bir kışkırtma görünüyor. Mısırlı yetkililer, Mısır’daki Kıptilerin başka hiç kimsenin sahip olmadığı ve dünyanın başka hiçbir yerinde hiçbir azınlığın sahip olmadığı kadar imtiyaza sahip olmasının üzerinde duruyor.
Buna ilaveten, yakın zamanda iğrenç Hıristiyan Necip Saviris –Kıpti milyoner-"in Hicab (tesettür) hakkında sözlerini işittik. Bununla birlikte Mısır dışından yayın yapan, Kıptiler tarafından yönetilen, gece gündüz İslam’a hakaret eden uydu kanalları var. Şu durumda Mısır Müslümanları bu konu hakkında ne yapmalı ve bu gençlere özel tavsiyeniz nedir?
Ve Es-Sahab Medya ile olan son oturumunuzda Mısır ordusunun işlenmemiş iyi materyallere sahip olduğunu söylediniz. Öyleyse bu, işleyişi değiştirip İslami mahkemenin kurulması ve Mısır’daki güçlü halktan oluşturulmuş Şura konseyinin oluşturulması için Mısır ordusunun, hain Mübarek rejimine karşı devrim vazifesini üstlendiğini saydığınız anlamına mı geliyor?
Ve aynı zamanda, Es-Sahab Medya ile olan önceki oturumunuzda –polisten işkence gören genç, İman üzerinden hareketle- dediniz ki, Mısırlı gençlerin, bütün çevrelerde, oturumlarında despotluk yapan polise misilleme yapmak için gruplar oluşturması vazifesidir. Bunu yapmaları için gençlere tekrar tavsiye de bulunuyor musunuz, yoksa gençlerin eğitim almak için Mısır’dan ayrılıp başka bir ülkeye gitmeleri ve sonra tekrar dönüp mürtet Mısır rejimine savaş açmaları daha mı iyi?
Birincisi: Mısır’daki Hıristiyanlardan söz edecek olduğumuzda, ben onları İslam için en büyük tehdit olarak görmüyorum: aksine, İslam için en büyük tehdit Haçlı/Siyonist saldırısı, onların hizmetkârları ve mürtet yöneticilerdirler. Ve Hıristiyanlar meselesinde şu aşamada onların aktivitelerini gözlemlemek ve asabiyetlerini engellemek için yeterli olanı kadarıyla karşı koymak yeterlidir. Ve “Temize Çıkartmak” kitabının ikinci bölümünün, on dördüncü kısmında Mısır Hıristiyanlarına, içlerinden zeki kimselerin anlayacağını umduğum bir mesaj gönderdim.
İkincisi: Halid İslambuli’yi, İsam el Kameri’yi (Allah onlara rahmet etsin) çıkaran Mısır ordusu, kalbi İslam ve Müslümanlar için kaynayan ve Mısır’ı yöneten yozlaşmış çeteyi yok etmek için can atanlarla dolu olmaya devam ediyor.
Üçüncüsü: ben Mısırlı gençlerden her oturum yerinde despotluk yapan her polise karşı misilleme yapmak için gruplar oluşturmasını istemedim. Bunun yerine, bütün insanlardan –yalnız gençlerden- her bir oturumda, sokakta, köyde camide, üniversitede, kurumda, dernekte, sendikada ve fabrikada polisin zulüm ve yozlaşmasına her anlamda karşı koymasını, böylece iyiliği emredip kötülükten alıkoymasını istedim.
Mısır’daki ve diğer İslam beldelerindeki Cihada gelince, bu meseledeki kanaatimizi ana hatlarıyla açıkladım. Cihada ve İslam’a hizmet etmek için, farzı ayn olan Cihada katılamayanların gidebilecekleri yollara bazı örnekler verdim. Ve iyiliği emredip kötülükten alıkoymanın farziyetiyle Allah yolunda Cihadın farziyeti arasında bir farklılık yok. Eğer biz bir farklılık olduğunu varsayarsak, bu durumda öncelik, Cihad farziyeti içindir. Cihad için fırsat bulamayan milyonlarca Müslüman var, fakat bunlar iyiliği emredip kötülükten alıkoyma imkânına sahipler. “Temize Çıkartmak” kitabında iyiliği emredip kötülükten alıkoymanın yeteneğine menteşe olan bir farz olmasına rağmen, imanı kuvvetli olan kişinin kendisini zorluğa açmasına sebep olsa bile bunu icra etmesinin ideal olanı olduğunu açıkladım.
13 / 3: Ensar Es Sunne kardeş Mısırlı bir gençten aktardığı sorusunda diyorki:
“Sevgili Şeyhimiz: Mısır’daki durum ve mevcut yozlaşmanın yayılımı hakkında sorum, -sevgili şeyhim- el Kaide’yi orada ne zaman göreceğiz? Ve Şeyhten, özellikle itaatkar amel eden Mısırlı gençleri, kavmimizden olan mürtetlere karşı Cihad etmeye teşvik etmesini istiyoruz, çünkü mısırdaki durum buna hazır ve Mısır’ın kontrolünü ele almak demek dünyadaki bütün bölgelerin kontrolünü ele almak demektir, Mısıra sahip olmanın önemini biliyorsunuz.”
Bu soruya daha önce cevap verdim ve “Temize Çıkartmak” kitabının önsözünde Mısır’daki kötüye gidişin Arap ve İslam dünyasındaki rolünden ve öncü bir devletken nasıl da Amerikan kuvvetlerine hizmet veren ikincil bir kurum haline dönüştüğünden bahsettim.
Genel olarak Filistin’le ilgili dördüncü gurup sorular
1 / 4 Ebu Suheyb, Gazze Cennet dergisinin editörü soruyor:
1-HAMAS’ın Şeriatla hükmetmekten vazgeçtiğine dair birkaç kez konuştunuz, fakat bu mesele Filistin’deki birçok kişi için, özellikle de HAMAS’ın “Çözüm İslam’dır” ve “Amacımız Allah, anayasamız Kuran” gibi İslami sloganlarından beri net görülmüyor. Bu yüzden HAMAS’ın Şeriat hükümleriyle hükmetmekten vazgeçmesiyle ne kastettiğinizi açıklar mısınız?
2-Filistinli âlimlerde –özellikle Gazze’yi vurguluyorum- Tevhid’in gerçek menhecini, özellikle de Şeriatla hükmetme gerekliliğini açıklama hususunda büyük bir ihmalkârlık var. Bu yüzden bu âlimlere bir söz söyleyebilir misiniz?
3-HAMAS’ın Şeriat hükümlerinden vazgeçmesi ve Filistin –indirilen değil insan yapımı olan- anayasasına göre çalıştıklarını ilan etmesi ışığında; Kassam Tugayları Mücahidlerinin üzerindeki yükümlülük nedir?
4-Irak’taki savaşın Ümmet ve onun öncü kuvveti Mücahidler –el Kaide- tarafından Haçlılara ve kâfirlere karşı başlatılmış en kuvvetli ve en sert savaş olmasına karşın, Levant ülkeleri Allah’ın en iyi kullarını oraya çektiği yeryüzündeki en hayırlı yerler. Bu vesileyle neden orada, özellikle de Filistin’de, Yahudiler ve Haçlılarla yapılan savaş ekseninde, el Kaide varlığını henüz göremedik?
5-Nahar el Barid’de Fethu’l-İslam’ın başına gelenler hakkında el Kaide’nin görüşü nedir?
6-Tamamlanan işler temeli üzerine el Kaide’nin yazılmış bir metodolojisi var mı? Ve el Kaide’nin stratejisi nedir?
7-Şeyhten, Şeyh ve İmam Usame bin Ladin’in sağlığının gerçek durumu hakkında bizi temin etmesini istiyoruz.
8-Mürtet Arap rejimlerine karşı genellikle rejimin yalakalarını başlarını kesmeksizin hedef alan Cihadi savaş faaliyetlerinin yararlılığı nedir? Ve bu faaliyetlerin sonucunu, özellikle Cezayir, Mısır ve Harameyn’de olanları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önce Cennet dergisine eğitim ve teşvikteki öncü rolü ve itikat ve menhec doğruluğuna ilgisi için teşekkür ediyorum. Cevaplarıma gelince; Şunlardır:
Birinci: HAMAS Şeriat hükümleriyle hükmetmeyi terk etti, çünkü –“Anayasamız Kur’an’dır” sloganına zıt olarak- seçimlere girmeye razı oldu, sonra iktidar Şeriatla hükmetmeyen laik temelli kanunlar esasıyla başladı. Bu Müslüman Kardeşlerin felaketlerinden bir tanesidir.
İkincisi: Filistin’deki âlimlere Hak Tealanın kavlini hatırlatırım: “Hani bir zamanlar Allah kendilerine kitap verilenlerden: ‘Onu muhakkak insanlara açıklayıp anlatacaksınız ve onu gizlemeyeceksiniz’ diye söz almıştı.” [Al-i İmran: 187] ve şu kavlini: “Hayır, Rabbine and olsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümlerden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” [Nisa: 65]
Üçüncü: el Kassam Mücahidlerinin vazifesi, liderlerine nasihatte bulunmak ve onlardan doğru menhece dönmelerini istemek, bunu onlara açıklamaktır. Eğer onlar karşılık vermezlerse, o zaman Allah’a ve Rasulü’ne bağlılık cemaate bağlılıktan önce gelir. Eğer, uzlaşmacı politikacı liderler el Kassam Mücahidlerinin, Şeriattan gayrısıyla hükmetmeyi reddetme ve Mekke anlaşmasına atılan imzaya mutabık kalmayı reddetme hususunda ciddiyetini hissederlerse bu liderler Allah’ın izniyle çizgilerini büyük ölçüde değiştireceklerdir. İslam şehidi Şeyh Abdullah Azzam (rha) der ki:
“Bir sözü mazeret olarak kullanarak söz vereni Kitap ve Sünnetle belirlenmiş bir hakkı savunmaktan alıkoymak hiç kimse üzerine caiz değildir. Örneğin Allah yolunda Cihad gibi, verilen söz o zaman günah işlemek için verilmiş bir söze döner ve “İtaat hayırdadır” ve “Yaratana itaat olmayan yerde yaratılana itaat yoktur.”
Dördüncü: Bu soruya daha önce cevap verdim, fakat Cennet dergisindeki kardeşler için Şeyh Usame’nin (Allah onu korusun) son demecindeki sözünü hatırlatayım:
“Aynı zamanda özellikle Filistin’deki kardeşlerimi temin ederim ki –Allah’ın izniyle- Cihadımızın sınırlarını genişleteceğiz ve ne Sykes-Picot sınırlarını ne de sömürgeciliği yerleştirilmiş yöneticileri tanımayacağız. Allah’a yemin olsun ki 11 Eylül olaylarından sonra sizi unutmadık, bir insan için ailesini unutmak mümkün mü? Fakat, global küfrün başı ve kalbi olan ve Siyonist varlığın en büyük müttefiki olan Amerika’nın vurulduğu bu mübarek saldırının ardından, bugün biz onun ve hizmetkarlarının saldırı ve savaşıyla özellikle Irak, Afganistan, İslami Batı ve Somali’de işgal altındayız. Eğer o ve hizmetkârları Allah’ın izniyle Irak’ta bozguna uğrarlarsa, o zaman Mücahidlerin ordularının, Allah’ın izniyle, tugayları takip eden tugaylarla, Bağdat, el-Anbar, Musul, Diyala ve Selahaddin’den bizi Hittin’e götürecek başlayışı uzun sürmeyecek.
“Ve biz Filistin toprakları üzerinde bir karış bile olsa, Yahudiler için hiçbir devlet, birkaç yıl önce Riyad valisinin inisiyatifini benimseyen hiçbir Arap yöneticiyi tanımayacağız. Ve ta ki halk sürü halinde Annapolise doğru güdülünceye kadar onlar için bu büyük felaketi işlemek yetmedi, onlara yapılan Amerikalıların atalarına yaptıklarıdır. Fakat onlar için satılmadı: hayır, onlar için satmak, neyi satmak? Kudus’ü, el Aksa mescidini, şehidlerin kanını satmak la havle vela kuvvete illa billah. Allah onlara hak ettiklerini versin. Ve bununla halka kimin sadık olduğu, kimin hain olduğu ve kimin Siyonistlerin eliyle hareket ettirildiği ispatlandı:
Kudüs’ün yarası devam ediyor
Böğrümü sızlatmaya
Acısının ateşi yangın gibi
Bağırsaklarımda alevleniyor
Allah ile olan ahdime ihanet etmedim
Devletler ihanet edince
Buna ilaveten, Filistin topraklarındaki Siyonist varlığını tanıyan uluslar arası beyannamelere riayet edemeyiz, HAMAS’ın lider kadrosunun yolu onlara riayet eder, ya da Müslüman Kardeşler (cemaatin)in bir takım liderleri böyle konumlanır. Aksine, Cihad, gölden denize bütün Filistin’i özgürleştirmektir, Allah’ın izniyle, ellerimizi HAMAS bünyesinden ve liderlerini haktan saptığı için kınayan diğer hiziplerden doğru Mücahidlerin ellerine koyuyoruz. Böylece, kana kan, yıkıma yıkım ve yeminimi tekrarlıyorum: Allah’a yemin olsun ki, ta ki Hamza bin Abdulmuttalib’in (ra) tattığını tadana kadar, dizlerimiz üzere sürünmek zorunda kalsak bile size yardım edeceğiz.”
Bu O’nun sözleriydi. Allah onu korusun.
Beşinci: Fethu’l-İslam’ın Nahar el Barid’de başına gelen, Lübnan’da Mücahidleri saf dışı etmek niyetiyle önceden tasarlanmış bir cürümdü. Ve Lübnan bir tek ülke değil, aksine devamlı kavga halinde olan birkaç ülke. Şiilerin bir ülkesi var, Maronilerin bir ülkesi var ve Amerikalıların kuklalarının yanlış bir şekilde birleştikleri Sünnilerin bir ülkesi var. Ordu bunlardan hiçbiriyle yakınlaşamıyor, fakat Mücahidlerin Arab dünyasında kendilerini savunabilecekleri bir ülke olmadığı için –ve tam tersine, Amerikanın rehberlik yaptığı bütün uluslar arası toplumlar onlara karşı bir haçlı seferi başlatıyor- saf bir İslam’la başlanılan ve feragat etmeye ve baş eğmeye razı olmayan bütün Cihadi hareketleri elimine etmek gerekir.
Onlar orada var olduğu halde neden Nahar Barid olayları hakkında konuşmadınız? diyen birçok kardeş buldum. Aslında ben konuştum, fakat dolaylı bir biçimde, demecimde “Kindar Britanya ve onun Hindistanlı Köleleri” diyerek.
Lübnan’daki Müslümanlar iki ateş arasında kalmışlar: bir yanda Amerika’nın hizmetkârları ve müttefiklerinin ateşi ve bunların ateşi bölgesel kuvvetleri ve planlarını diğer taraftan bağlamış. Bu bağlama İslam beldelerini işgal eden kuvvetlerin varlığını tanımaya ve Lübnan, Irak ve Afganistan’da onunla işbirliğine, uluslar arası meşruiyet tekliflerinin önünde eğilmeye götürse ve hükümler onlar hakkında olsa bile…
Bu, Lübnan’da Amerikan silahları, gizli Siyonist anlaşması ve Suudilerin parasıyla Cihad’a ve Mücahidlere karşı komplo kuranların kendi elleriyle kendi mezarlarını kazdıklarını ve Amerikalılar ve Yahudilerin onları korumayacaklarını bilmeleri gerektiğinin nedenidir. Çünkü onlar kendilerini kim savunur diye arıyor ve herkim ki bunda şüphe duyuyorsa Vietnam’ı hatırlamalı ve Irak ve Afganistan’a bakmalıdır.
[Dolaylı konuşmamın sebebi] Fethu’l-İslam’daki kardeşler, Amerika’nın hizmetkârları tarafından el Kaidenin şubesi olmakla suçlanıyordu. Kardeşler bunu reddediyorlardı, bu yüzden eğer açıkça onları desteklersem, onlara yardım eli uzatma imkânımız olmadığı bir zamanda onlar için bir takım zorluklara sebep olmaktan korktum.
Şimdi, bununla birlikte, Fethu’l-İslam’daki kardeşlerin İslam kahramanları olduğunu bildiriyorum. Onlar hakkında hayırdan (iyilikten) başka bir şey bilmiyoruz ve onlar en izzetli olan yolla Lübnan’daki Haçlı-Siyonist koalisyonuna karşı koydular. Nahar el Barid’de onların ve Müslümanların başına gelen unutulmayacak bir suçtur.
Altıncı: el-Kaidetu’l-Cihad Cemaati’nin menheci Kitap, Sünnet ve Ümmetin selefi salihinin icmasıdır. Yazılmış belgeler vardı, bunların arasında Yahudilere ve Haçlılara karşı Cihad için Global İslami Cephe beyannamesi ve el Cihad cemaati ve el Kaide cemaatinin değişmez esasları ve Cihadi amelin amacını içeren bütünleşme anlaşması vardı. Fakat Afganistan’a yapılan Haçlı seferinde bu belgeleri yitirdim. Bu konudaki bizim pratik anlayışımızdaki hükmümüze gelince, bunu daha önce açıkladım.
Yedinci: Şeyh Usame bin Ladin, Allah’ın fazlıyla sağlıklı ve iyi. Önyargılı bazıları devamlı onun hasta olduğuna dair yalan haberler yaymaya çalışıyor, fakat Allah’ın dini, Allah yeryüzünü ve onun üstünde olanları miras alıncaya kadar kalacak iken Usame bin ladin hasta olmasa bile bir gün onun da ölmesi gerekiyor.
Sekizinci: Mısır ve Arap yarımadasındaki Cihadi faaliyetlerden daha önce bahsettim, bu safhadaki bizim pratik anlayışımızdan söz ettim, fakat burada üç not eklemek istiyorum:
1)Eğer biz İslam devletini tesis etmek ve İslam beldelerini özgürleştirmek istiyorsak, derhal ya da süreç içerisinde yozlaşmış rejimlerle karşı karşıya gelmeliyiz.
2) Bütün durumlar bir bölgeden diğerine uyuma açık. Buna dair örnek verecek olursak, Cezayir’deki kardeşler kiralık hükümete karşı gerilla savaşı vermekle Yahudilerin ve Batının çıkarlarını beraber hedef alıyorlar. Çünkü onların koşulları bunu onların yapmalarına imkân sağlıyor.
3) Hedef başların kesilmesi değil, bunun yerine hedef yozlaşmanın, mürtet rejimin kaldırılması ve İslam Devletinin kurulmasıdır. Ve değişimin yöntemi bölgeden bölgeye farklılık arz eder.
2 / 4: Soruyu soran el-Necmu’s-Sâkib diyor ki:
Şeyhin meydandaki en geniş hareketli İslami hiziplere saldırmasının ve kara çalmasının arkasındaki amaç nedir? Önce Müslüman Kardeşlerdi, sonra HAMAS oldu, şimdi de Mısır’daki revizyon sebebiyle Mısır İslam Cemaatine ve Mısır el Cihad Cemaatine saldırıyor. Onları yeni bir Amerikan dini vaaz etmekle suçluyor! Bu İslam Ümmetinin yararına mıdır? Ve bu arkasında ne yalanlar olduğunu bilmediğimiz Şeyhten gelen bir akıllılık mı? Bu politika Ümmeti bir araya getirip birleştirir mi yoksa saflara mı böler?
El Kaide’nin İran’a karşı mevcut duruşu nedir? “Duruş”la kastım politik duruş, akidevi değil. Ve eğer Ümmetin yararına olacak olursa, el Kaide, İran’la, Amerika’ya karşı bir ittifaka girmesi mümkün mü?
Necmu’s-Sâkib kardeşin ilk soruna birkaç noktadan oluşan cevabım:
Birinci: Ben Müslüman Kardeşleri yalnız dayanılmaz hale geldikten ve uzlaşmaları kendilerini Halk Meclisinden Hüsnü Mübarek’in sarayına başkanlığını sunmasını istemek için çıkılan nifak geçidiyle yürüyüşe götürdükten sonra eleştirdim. Bu yüzden Keskin Hasat kitabının ilk baskısını yayımladım, daha sonra dünya çapında Kardeşler hareketi üyelerinin Afganistan ve Irak’ta Amerikan mızraklarının gölgesinde iki kiralık hükümete girdikten ve Kardeşlerin diğer şubelerinin bu ihanete sessiz kalmalarının ardından ikinci baskıyı yayımladım.
İkincisi: Ben HAMAS’a saldırmadım, aksine HAMAS’ın Mekke anlaşmasını imzalayan uzlaşmacı liderliğine saldırdım. Ve ben, elimden geldiğince hürmet ve minnettarlığımı sunduğum HAMAS’ın Mücahidlerini tamamen ayrı tuttum –ayrı tutmaya da devam ediyorum-. Mekke anlaşmasını imzalayan ve bundan da henüz geri dönmemiş olan liderliği de eleştirmeye devam ediyorum.
Üçüncü: İslami Cemaati eleştirmedim, aksine, Sedat’ı şehid sayan ve Hüsnü Mübarek’i cumhurbaşkanı olarak tanıyan liderliğine saldırdım. Yalnız bu da değil, onlardan bazıları Filistin’e karşı duruşundan dolayı ona (Hüsnü’ye) teşekkür ettiler. Afganistan’daki İslami Emirliğin Usame bin Ladin’i teslim edip Amerika’nın sunduğu imkânlardan faydalanmamasından dolayı pişmanlıklarını dillendirdiler. Geçtiğimiz günlerde onlardan birisi “Cihad rehberliğinin belgeleri” ni emirimiz Hasan ve emirimiz Muaviye (Allah ikisinden de razı olsun) arasında uzlaşma olarak saydılar. İslami Cemaat’in Şeyh Ömer Abdurrahman (Allah onu tutsaklıktan kurtarsın) tarafından temsil edilen liderliğine gelince, benim ona karşı duruşum destek ve minnettarlıktan ibarettir, çünkü bu Cemaati doğru temsil eden tek yapıdır.
Dördüncü: Soruyu soran kişi benim, Cihad Cemaatine, onu kuranlardan biri ve defalarca Emirliğini yapan biri olarak ve ben Şeyh Usame bin Ladin’le vahdet anlaşmasında adının el-Kaidetu’l-Cihad olması için imza atanlardan biriyken saldırdığımı nasıl söyleyebilir? Eğer, bununla birlikte, benim “hidayetin belgeleri”nin yazarını eleştirmemi kastediyorsa, o zaman kendisi [yazar] yaklaşık 15 yıldır hiçbir cemaatle bir bağının bulunmadığını itiraf etmişti. Üstelik kendisi İslami cemaatler hakkında onları ne hak ne de dindar saymayan kötü bir fikre sahip. Çünkü onlar devletle karşı karşıya gelmede aceleci davranıyorlardı ve onların bazı ilim adamlarını kendisine karşı Cihad edilmesi bakımından devletten daha çok hak ediyor şeklinde kabul ediyordu. “Temize Çıkartmak” kitabının birinci bölümünün on altıncı notunda ve ikinci bölümün on yedinci kısmında açıkladığım gibi, burada özellikle Şeyh Abdullah Azzam’ı (rha) kastediyordu. Eğer diğer taraftan (soruyu soran) [Cihad Cemaatiyle] Cihad cemaatinin eskiden üyesi olan “hidayetin belgeleri”ne imza atanları kastediyorsa, onlara karşı duruşumu “Temize Çıkarmak” kitabının önsözünde ve kapanış kısmında açıkladım, en-Necmus-Sâkib kardeşten oraya başvurmasını rica edeceğim.
Bunun arkasındaki akıllılık ve bu politikanın Ümmeti bir araya getirip birleştireceği mi yoksa saflara böleceği mi ile ilgili sorusuna gelince, iki noktadan cevabım şu şekilde:
Birincisi: Tavsiyesi için kendisine teşekkür ederim. Allah’tan bundan istifade etmemi niyaz ederim. Fakat hataların eleştirisi bir gerekliliktir, özellikle de akidenin değişmezleriyle bağlantılı olanlarda, demokrasiye kaymak, Şeriatın hükümleriyle hükmetmeye yapışmamak gibi. Veya uluslar arası anlaşmalara riayet bahanesiyle Müslümanların beldelerinin bir kısmından feragat etmekle bağlantılı olanlarda. Bu yüzden eğer en-Necmu’s-Sâkib kardeş benim yordamımda hem fikir değilse, o zaman bu hataları kendisi benim yordamımdan daha güzel bir yordamla eleştirmelidir. Fakat net ve dirayetli bir şekilde ve bunlara karşı sessiz kalmamalı. Eğer tavsiyesi yanıt bulmadıysa o zaman Allah’a ve Rasulu’ne (sav) sadakati her şeyden üstün tutmalıdır.
İkincisi: Ümmetin birleşmesi Tevhid kelimesinin etrafında olmalıdır. Ümmetin birleşmesi Şeriat hükümleriyle hükmetme konusunda uzlaşmacı bir tavırla elde edilmez, ne uluslar arası çözümlere riayet etme temeliyle, ne de Müslüman beldelere tecavüz etmeyi onaylayan uluslar arası anlaşmalara riayetle. Ve HAMAS’ın seçimlere katılmasının Mekke anlaşmasını imzalamasının tüm sonuçlarını gördük. Sonunda bütün bunlar kendisini meşru otorite kabul edenlere karşı gücünü kırdı. Mahmud Abbas’ın Filistinliler adına akdetmek için Annapolis konferansına katıldığında Mekke anlaşmasında onun şartlarına göre imza attıkları yere geri dönmüş oldular. Bu yüzden yetkililerin cürümlerine karşı Cihad yolunu tutmak ve Şeriat hükümleriyle hükmetmekten geri dönmemek ne de Mekke anlaşmasını imzalamamak HAMAS için daha asilce ve dini için de daha sağlam olmaz mıydı?
İran hakkındaki ikinci sorusuna cevabıma gelince, Es-Sahab Medya ile olan “Olayların yeniden gözden geçirilmesi” başlıklı, geçtiğimiz günlerde yaptığımız sohbette buna detaylarıyla değindim, bu yüzden kendisinden oraya başvurmasını rica ediyorum.
3 / 4 Sukuru’l-İzz diyor ki:
Şeyh neden kendilerinden dolayı Ümmete başsağlığı dilediği halde HAMAS’a tavsiyede bulunmaya devam ediyor? Ölü bir adama nasihat etmek mümkün mü?
Kendisine ciddi anlamda el-Kaide içerisinde yer açmaya çalışan Mümtaz Dağmaş ve cemaati [İslam Ordusu] hakkında fikriniz nedir?
Sukuru’l-İzz kardeşin ilk sorusuna daha önce zikrettiğim cevabım:
Benim Ümmete kendilerinden dolayı başsağlığı dilediklerim HAMAS’ın Şeriat hükümleriyle hükmetmekten geri dönen ve Mekke anlaşmasını imzalayan uzlaşmacı liderliğidir. HAMAS’ın Mücahidlerine ve Filistin’deki bütün Mücahidlere gelince, onları destekliyor ve teşvik ediyorum. Üstelik bütün Müslümanları özellikle de Sinai’deki kabileleri onlara yardım etmeye ve onları desteklemeye çağırdım.
İkinci soruya gelince, buna daha önce cevap vermiştim.
4 /4 Zaadu’l-Garib kardeş soruyor:
HAMAS hareketine karşı duruşunuz nedir? Onları kardeşiniz olarak görmeye devam ediyor musunuz? Ve onları tekfir edenler hakkında görüşünüz nedir?
Irak İslam Devleti’nin sağduyusal hükmüne karşı çıkan Şeyh Hamid el Ali ve Şeyh Ebu Basir el Tartusi hakkında fikriniz nedir?
el-Kaide’nin Filistin haricinde bütün sınırları geçmesinin sebebi nedir? Gençlerin katılması için tavsiye ettiğiniz bir cemaat var mı, yoksa bütün cemaatler sizin için aynı mı ve herhangi bir İslami cemaate katılmak caiz mi?
Zaadu’l-Garib kardeşe cevabım:
Birinci: HAMAS hareketine karşı duruşumu daha önce açıkladım.
İkinci: Şeyh Hamid el Ali ve Şeyh Ebu Basir el Tartusi bizim bütün hürmet ve takdirimizi hak ediyor. Onlardan bu sebeple kendilerini Allah’ın en güzel mükâfatla mükâfatlandırmasını niyaz ettiğimiz Cihadı ve Mücahidleri desteklemede kuvvetli ve azimli bir duruş gördük. Onların Irak İslam Devleti’ne karşı çıkmalarına gelince, hiçbir insan yanılmaz değildir. Biz yeşeren bütün farklılıkları bütün isteğimiz olan hakka ulaşmak ve İslam’a yardım etmek için ilim ve araştırmayla çözmeye çalışıyoruz. Ve ben, sırf bir görüş veya ifadedeki farklılıktan dolayı, onların değerini veya herhangi bir dürüst âlimin değerini düşürmeye razı değilim.
İkinci: el-Kaide’nin Filistin işiyle ilgili soruya gelince, buna daha önce cevap verdim, Allah’tan niyazım –ve Cihadı seven bütün kardeşlerden dua etmesini istediğim- bunun Allah’ın izniyle çok yakında olmasıdır.
Dördüncü: Müslüman’ın katılması gereken cemaat, akidenin değişmezlerine ve doğru menhece riayet eden bunun en önemlisi ise Şeriatın hükümleriyle hükmetme hususunda uzlaşmayan cemaattir. Bunda bulunan özellikler; işgalcilere ve hizmetkârlarına karşı Allah yolunda Cihad; Müslümanların beldeleri üzerinde uzlaşmama; Müslümanlara her yerde yardımda sadakat ve İslam düşmanlarının çizmelerini yalamamak. Fakat eğer böyle bir cemaat yoksa ve Müslümanlarında saf akide ve doğru menhecle bir cemaat kurma imkânı varsa, o zaman onlara, Allah’a itaatsizlikte onlara itaat etmeme şartıyla, hakka en yakın olan cemaatle Cihad etmek caizdir.
5 / 4: Zerkavi el Kassam soruyor:
Kassam Tugaylarından sizi sevenlere emriniz nedir? Onlara HAMAS liderliğini (Allah onlara hidayet versin) terk etmelerini mi emrediyorsunuz? Yoksa başka bir görüşünüz mü var?
Bu soruya daha önce cevap verdim.
6 /4: Ebu Abdurrezzak soruyor:
İlk soru, aslında sorudan ziyade bir şüphe ve bu şüpheden kurtulmak istiyorum: İran’la karşı karşıya sayısız medya yayınlarınız nerede? Ondan açıkça söz edildiğini duymuyoruz, sebep nedir? Birçok muhalif el-Kaide ile Mecusi İran (Allah onu kahretsin) arasında gizli anlaşmalar olduğundan ve aralarındaki karşılıklı çıkardan söz ediyor. Böylece Şeyhimiz bize cemaatin bu soru hakkındaki görüşünü açıklayabilir mi? Kerim Şeyh bu doğru mu? Sizden bizi temin etmenizi istiyoruz.
İkinci soru, aslında sorudan ziyade bir şüphe ve bu şüpheden kurtulmak istiyorum: Şeyh Seyfu’l-Adl neden çocuklarımızı öldüren, kadınlarımızı sağ bırakan, dinimizi ve Kur’an’ı kötü amaçları için kullanan İran’da bulunuyor ve neden hâlâ kendisine zarar vermediler? Nasıl olurda orada yaşar, onlara karşı Cihad etmez ve amelleriyle onları reddetmez? Onun orda olması birçok soru ve ünlem işaretlerine sebep oluyor. Ey kerim Şeyhimiz sizden Allah için bizi aydınlatmanızı istiyorum.
Üçüncü soru: Arab yarımadasından, Mısır, Yemen, Ürdün, Levant ülkelerinden ve bütün Arab ülkelerinden Cihad etmek isteyenleri Cihad ve Mücahidlerin meydanlarına ve hazırlık kamplarına götürecek organize edilmiş herhangi bir faaliyet ve uygun bir plan var mı? Çünkü –vallahi- tağutların ülkelerinde yaşamaktan hasta olduk, yorgun düştük.
Dördüncü soru: cömert aslan ve küfrü dağıtan Şeyh Usame bin Ladin, cemaatin orada bulunan cemaatlere riayetsizce Siyonist varlığın içerisinde operasyonlar istemediğini söyledi. Fakat HAMAS ve İslami Cihad yüzlerini gösterdikten sonra –ne yaptıklarını tek tek saymayacağım, çünkü zat-ı alinizin bunları iyi bildiğini biliyorum- Amerika’daki Manhattan saldırıları gibi Yahudilerin sırtını kırmak için saldırının zamanı değil mi?
Ebu Abdurrezzak kardeşin sorularına cevabım:
Birinci: Birinci ve ikinci soruya daha önce cevap verdim.
İkinci: Üçüncü soruyla ilgili, rotanın güvenilir bir rehbere sahip olması gerektiğini birkaç kez tekrarladım.
Üçüncü: Dördüncü soru, Şeyh Usamenin hiçbir zaman söylemediği bir sözün ona atfedilmesi ve ben onun böyle bir şey söyleyeceğini hayal edemiyorum. Kerim kardeşim Ebu Abdurrezzak’tan, kimseye karşı adaletsiz olmaması için Şeyh Usame bin Ladin’e (Allah onu korusun) atfedeceklerinde kesin emin olmasını ve onun bütün sözlerinde kesin emin olmasını rica ederim. Kâfirlere karşı adaletsizlik yasaklanmışken, Müslüman Mücahide karşı nasıl olur? Allah’tan niyazım bizi ve onu dünyanın görkemine uygun sevdiğine ve razı olduğuna birlikte getirmesi ve ahireti kazananlardan kılmasıdır. Kerim kardeşimden Şeyh Usame’nin son demecinden Filistin’le ilgili yaptığım alıntılara göz atmasını isterim.
7 / 4: Hattab eş-Şişâni soruyor:
Sizinle Çeçenistan’daki kardeşler arasında koordinasyon var mı? Bu soru kardeşlerin Irak ve Afganistan Emirliklerinin hattı yanında Emirlik ilan etmelerinin ardından geldi.
Cömert Şeyhe ikinci sorumuz: birçok kişi, özellikle de Filistin meydanındaki mevcut gruplara olan güvenini kaybedenler, El Kaide’nin Filistin’de boy göstermesinin gecikmiş olması sebebiyle şaşırıyorlar. –Allah sizi mubarek kılsın- bu vesileyle, kalpleri felah bulsun diye onlara ne cevap vereceksiniz?
Ve son olarak, evlatlarınıza, Filistin diyarındaki sağlam menhecin halkına lütfen bir hitapta bulunun ve tavsiyeniz mübarek Filistin beldesini sarsan güncel durumun gölgesinde olsun.
Hattab eş-Şişâni kardeşin sorularına cevabım:
Birinci: Kafkas İslam Emirliğini tebrik ediyor ve destekliyoruz.
İkinci: El Kaide’nin Filistin işi hakkında daha önce cevap verdim.
Üçüncü: Kardeşlerime, Filistin’deki sağlam menhecin halkına derim ki: Cihad etmelisiniz, sonra yine Cihad, sonra yine Cihad ve elinizden geldiğince bu uğurda fedakârlık göstermelisiniz. Hiçbir pahalı ve kıymetli şeyden, ne zamandan ne de gayretten geri kalmamalısınız. Allah’tan niyazım size ve Filistin’deki bütün Mücahidlere ve geri kalan bütün İslam beldelerine kendisine itaat ve dinine yardım için yol göstermesidir.
8 / 4: Muhammed soruyor:
Ben HAMAS hareketinin bir mensubuyum ve idari kuvvet için fayda sağlıyorum. Son zamanlarda Filistin polis teşkilatının bir üyesi olduk, herkes biliyor ki bugünkü hükümet insan yapımı kanunlarla hükmediyor. Bu yüzden şunu bilmek istiyorum: özellikle de Gazze’de maddi durum zor iken bu iş haram mı değil mi? Benim için bu işte kalmak caiz mi değil mi?
İnsan yapımı kanunları ve kuralları icra eden ve koruyan ve insanları buna katlanmaya zorlayan polis teşkilatında çalışmak caiz değildir. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır. Hak Teala buyurur ki: “Eğer fakirlikten korkarsanız, Allah dilerse sizi yakında kendi lütfundan zenginleştirir. Allah her şeyi bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.” [Tevbe: 28]
Soruyu soran kerim kardeşimden Tağutlara Karşı Cihad Yoluyla Tevhidi Kavramak: Değişmeyen Kusal Gelenek mektubuma başvurmasını öneririm.
Fady soruyor:
Şeyh Eymen Zevahiri, Fetih hareketinden doğru kişilerin Mücahidlere katılmasını istedi. Şeyh Mücahidlerle kimi kastetti? HAMAS mı, İslami Cihad mı, İslam Ordusu mu, yoksa başka bir grup mu?
Bu soruya daha önce cevap verdim.
Böylece, ilk bölümün sonuna geldik. Ve duamızın sonu Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salat ve selam efendimiz Muhammed’e, ailesine ve ashabına olsun.
Allah’ın Selamı, Rahmet ve Bereketi Üzerinize Olsun.