Allah Teala'nın isim ve sıfatlarından biri Hakim ismi ve sıfattır; yani hüküm ve hikmet sahibi. Bu demek ki sadece Allahu Teala hüküm vericidir, teşri koyucudur, haram ve helal koyucudur, yani yasak ve serbest koyucudur; her kim bu hükümlere boyun eğerse, bu ilahi hükümlere itaat ederse Allah'a ibadet etmiş olur; her kimde bu hüküm dışında hükümlere başvurursa, Allah'a değil, ama bu hüküm koyuculara ibadet etmiş olur.
Her kim ilahi hükümler dışına hükümler koyarsa, yani parlamentolar, meclisler, devlet başkanlar, krallar, diktatörlar, yada örgütler, ister milli yada uluslar arası olsun fark etmez, vs. bunlar Allah'ın bir sıfatı (hüküm koymak ve vermek sıfatı) kendilerinden olduğunu iddia ettikler için, firavun gibi, ben Allah'tan başka bir ilahım, demezse bile, ilahlık taslamışlar ve tağut olmuşlardır.
Her kim bu hükümlere göre hüküm verirse yada bu hükümlerle müdafaa ederse, yani hakim, savcı, avukat ve bunlara benzerleri, o kafirdir.
Hüküm verme yetkisi sadece Allah'a aittir. Tek ilah olduğu için bu özellik sadece O'na aittir. Çünkü hakimiyet uluhiyyetin özelliklerindendir. Bu konuda hak sahibi olduğunu iddia eden bir kimse, ister fert, ister bir grup, ister bir parti, ister bir heyet, ister bir meclis, ister bir ümmet veya isterse bütün insanlar olsun farketmez, Allah'ın uluhiyyetinin en önemli özelliğinden birisi Allah'tan almaya kalkışmış olur. Her kim Allah'ın uluhiyyetinin en önemli özelliğinin kendisinde olduğunu iddia ederse işte o açık bir şekilde Allah'ı inkar etmiş olur. Onun küfrü herkes tarafından bilinen bir küfürdür. (Seyyid Kutub, Fizilal'il Kur'an)
Sizin Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiç bir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm yalnızca Allah'ın. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler. (Yusuf 12/40)
(Allah) kendi hükmünde hiç kimse ortak kılmaz. (Kehf 18/26)
Hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben ona tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler. (Yusuf 12/67)
Hakkında ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şey, artık onun hükmü Allah'ındır. (Şura 42/10)
Ve Allah ile beraber başka bir ilaha tapma. O'ndan başka ilah yoktur. O'nun yüzünden başka her şey helak olucudur. Hüküm O'nundur ve siz O'na döndürüleceksiniz. (Kasas 28/88)
Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir? (Maide 5/50)
Hayır öyle değil, Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar. (Nisa 4/65)
Diyorlar ki: 'Hüküm vazetme işinde bize bir pay varmıdır?' De ki: 'Emir ve hüküm yalnızca Allah'a mahsustur.' (Al-i İmran 3/154)
Haberiniz olsun; hüküm yalnız O'nundur. Ve O, hesap görenlerin en süratli olandır. (Enam 6/62)
Emrin tümü Allah'ındır. (Rad 13/31)
Allah onların göğüslerinin sakladıklarını ve açığa vurduklarını bilir. O, Allah'tır. Kendisinden başka ibadete layık ilah yoktur. İlkte de, sonda da hamd O'nundur. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz. (Kasas 28/69-70)
Hayır! Rabbine andolsun ki, aralarında ihtilaf ettikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı kalplerinde hiç bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar. (Nisa 4/65)
Yaratma ve emir de O'nun hakkıdır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir. (Araf 7/54)
Size kitabı tafsilatlı olarak indirmişken, Allah'tan başka bir hakem mi kabul edeyim? (Enam 6/114)
Bu Allah'ın hükümdür. Sizin aranızda hükmeder. Allah Alim'dir, Hakim'dir. (Mümtehine 60/10)
Allah hükmeder; O'nun hükmünü iptal edecek yoktur. Ve O, hesabı çabuk görendir. (Rad 13/41)
Hüküm yalnız Allah'ındır. O doğru haber verir. (Enam 6/57)
O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez. (Kehf 18/26)
Yoksa onların Allah'ın izin vermediği şeyi kendilerine dinden bir şeriat koyan ortakları mı vardır? (Şura 42/21)
Cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar? Yakinen inanan bir kavim için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır? (Maide 5/50)
O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. (Yusuf 12/80)
Allah, aranızda hüküm verenlerin en hayırlısıdır. (Araf 7/87)
Sana vahyolana uy ve Allah hükmüne verinceye kadar sabret! O, hükmedenlerin en hayırlısıdır. (Yusuf 12/109)
Sen, hakimlerin hakimisin. (Hud 11/45)
Allah hükmedenlerin hakimi değil midir? (Tin 95/8)
Ey Cebrail'in, Mikail'in ve İsrafil'in Rabbi! Gökleri ve yeri yaratan, gaybleri yegane bilen Allah'ım! Sen, kullarının arasındaki ihtilaflarda hüküm verensin. Ey Allah'ım! Beni hakka ulaştır! Sen dilediğini doğru yola iletensin. (Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, İbn Mace, Ahmed)
Rabbim dedi ki: Ey Muhammed! Ben bir mevzuda hüküm verirsem onun önüne geçilmez. (Müslim)
Kıyamet günü Allahu Teala gökleri dürer, sağ kabzasına alır ve: 'Hakim benim; nerede azgınlar? Nerede gururlananlar?' der. Sonra, yedi kat yeri dürer, sol kabzasına alır ve: 'Hakim benim; nerede azgınlar? Nerede gururlananlar?' der. (Müslim)
Allah bir kısım farzlar koymuştur, siz bunları daraltmayın. Bir kısım da yasaklar koydu. Bunlara tecavüz etmeyin. Bazı şeyleri de haram kıldı, onlara yaklaşmayın. Bazı şeyleri de bırakmıştır. Bunları unutarak bırakmış değildir. Öyle ise onları araştırmayın. (Darekutni)
Hakem yalnız Allah'dır, hüküm de O'nun elindedir. (Ebu Davud)
Allah'ım! Hamd sanadır. Sen göklerin ve yerin ve onlarda bulunanların nurusun. Göklerin, yerin ve onlardakinin idare edensin. Hamd sana. Hak sensin. Vadin haktır, sözün haktır. Sana kavuşmak haktır. Cennet haktır, ateş haktır, peygamberler haktır, Muhammed haktır, kıyamet kopma saati haktır. Allah'ım, sana teslim oldum. Sana iman ettim, sana güvendim. Sana sığındım. Sana davamı arzettim. Senin hakemliğine geldim. (Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn Mace)
Müslüman devlet amirlerinin emirlerini dinlemek ve haramla emrolunmadıkça itaat ve icabet etmek farzdır. Haramla emrolunduğunda onları dinlemek ve boyun eğmek yoktur. (Buhari, Müslim)
Bir zaman gelecektir ki, ümmetiminden muhakkak bir takım zümreler türeyecektir. Bunlar zina etmeyi, ipekli elbiseler giymeyi, şarab içmeyi, çalgı aletleriyle eğlenmeyi helal ve mübah sayacaklar. (Buhari, Müslim)
Allah beni farzlarla emrettiği gibi, insanları idare etmekle de emretti. (Kenz'ul Ummal)
Hiç şüphesiz ben insanım. Zaman olur ki bana iki kavgalı gelir de, bazınız istediğini daha düzgün ifade etmiş olabilir, ben de o güzel sözleri doğru zannederek onun lehinde hükmedebilirim. Binaenaleyh kime bir müslümanın hakkını verirsem bu hak ateşten bir parçadır, ister onu alsın, ister bıraksın. (Buhari, Müslim)
Yönetim hakkını kullanırken, emri altındakilerin menfaatini düşünmeyen, onlara haklarını vermeyip, zulmeden hiçbir yönetici yoktur ki Allah o kişiye cenneti haram kılmasın. (Buhari)
Bir yahudi Ensar'dan bir cariyenin başını iki taş arasında ezdi. 'Sana bu cinayeti kim işledi, filan mı, filan mı?' diye sorulup nihayet yahudinin adı anılınca cariye başıyla işaret etti. Bunun üzerine yahudi yakalandı ve suçunu itiraf etmesi üzerine Resulullah'In (sas) emriyle yahudinin başı iki taş arasında ezilerek kısas edildi. (Buhari, Müslim)
İsrailoğulları kendi aralarında zengin ve mevki sahibi birisi hırsızlık yaptığında onun elini kesmezler, fakat güçsüz ve zayıf birisi hırsızlık yaptığında onun elini keserlerdi. Emin olun ki şayet kızım Fatima dahi hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim. (Buhari, Müslim)
Kadı üçtür: Biri cennetlik, ikisi cehennemliktir. Cennetlik olan, hakkı bilip öyle hükmedendir. Hakkı bilip hükmünde bile bile adaletsiz davranan cehennemliktir. Halka cahilane hükümde bulunan da cehennemliktir. (Ebu Davud)
Kadı zulmemedikçe, Allah Teala hazretleri onunla birliktedir. Zulme yer verdiği zaman onu terkeder, artık şeytan onunla beraber olur. (Tirmizi)
Eğer insanlar kendi davalarıyla delilsiz, şahitsiz hak kazanacak olurlarsa kavmin malları, canları zayi olur. Binaenaleyh iddia edenden delil isteyiniz. Yalan yere yemin etmenin fenalığını önce kendisine hatırlatınız ve ona şu ayeti de okunuz:
Allah'ın ahdini ve kendi yeminlerini az bir pahaya değişenler yok mu? İşte bunların ahirette hiç nasibi yoktur! (Al-i İmran 3/77) (Buhari)
Resulullah (sas) Muaz'ı (ra) Yemen'e gönderdiği zaman kendisine sorar: 'Sana bir dava geldiği vakit nasıl hükmedeceksin?'
Muaz (ra): 'Allah'ın kitabıyla hükmedeceğim.'
Resulullah (sas): 'Meseleyi Allah'ın Kitabında bulamazsan?'
Muaz (ra): 'Rasulullah'ın sünnetiyle hükmedeceğim.'
Resulullah (sas): 'Ne Allah'ın kitabında ve ne de Rasulullah'ın sünnetinde bulamazsan?'
Muaz (ra): 'Kendi re'yimle ictihad edeceğim.' (Ebu Davud)*
*Her ne kadar senet yönüyle bu hadiste zayıflık olsa da, fakihler hükmüyle amel etmede ittifak ettiler. İbn'ul Cevzi manasını sahih olduğunu ve tüm alimler bu hadisle amel ettiğini söyledi.
Dikkat edilmesi gereken başka bir hususta şudur; Resulullah (sas) Muaz'a (ra): 'Mesele Kur'an'da yoksa?' demedi. (Ki Allahu Teala diyor: 'Biz kitabta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.' (En'am 6/38) Fakat dedi: 'Ya bulamazsan?' Yani orda ki sözkonusu Kur'an'da olup olmaması değil, Muaz'ın bulup bulmaması sözkonudur.
Hüküm vermek yalnız Allah'a aittir. (Yusuf 12/40) Bu lafız, hüküm ve emir verme, bir meselede yasak koyma yetkisinin sadece Allah'a ait olduğunu ifade etmektedir. (İmam Begavi, Begavi Tefsiri)
Kitab, sünnet ve ümmetin icmasıyla sabittir ki, iki şehadet kelimesini söylese bile, İslam şeriatinin dışına çıkan kim olursa olsun, onunla savaşılır.
Allah'a ve Resulune itaat etmeye girmekten kaçınan kuvvet sahibi olanlar Allah'a ve Rasulüne savaş açmışlardır. Yeryüzünde kim Allah'ın Kitabı ve Rasulünün sünneti dışındaki şeylerle amel ederse, kesinlikle yeryüzünde fesat çıkaran bir kimsedir.
Her müslümanın bildiği ve bütün alimlerin ittifak ettiği şudur: Kim, İslam dininden başka bir dine veya Muhammedin (sas) şeriatinden başka bir şeriate tabi olmayı caiz görürse, kafir olur. Böyle bir kimsenin küfrü, kitabın bir kısmına iman edip bir kısmını inkar edenlerin küfrü gibidir. (İmam İbn Teymiyye)
Tağuta muhakeme olmanın küfür olduğunu öğrendikten sonra, sana şöyle denir: Allah (cc) kitabında küfrün öldürmekten daha büyük olduğunu şöyle zikretti:
'Fitne öldürmekten daha şiddetlidir.' (Bakara 2/191)
'Fitne öldürmekten daha büyüktür.' (Bakara 2/217)
Bu ayetlerde geçen 'fitne'den kasıt, küfür ve şirktir.
Bil ki! Gerek çölde yaşayan ve gerekse şehirlerde yaşayanların hepsinin birbirleriyle, ta ki yok oluncaya kadar savaşmaları, İslam şeriatine ve Resulullah'ın (sas) getirdiği hükümlere muhalefet eden ve başka hükümlerle hükmeden tağutu aralarındaki ihtilafı çözme konusunda hakem tayin etmelerinden daha ehvendir.
Eğer muhakeme olmak küfür ve ihtilaf dünya içinse, o zaman nasıl olur da dünya için küfre girersin?
Bil ki! Allah (cc) ve Resulü herşeyden daha sevgili olmadıkça hiç kimse iman etmiş olmaz. Aynı şekilde Resulullah (sas), kendi çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça hiç kimse iman etmiş olmaz. Bütün dünyan gitse bile tağutun mahkemesine muhakeme olmak senin için caiz değildir. Şayet sana ya elindeki herşeyi vereceksin veya tağuta muhakeme olacaksın denilirse, sana farz olan şey, elindeki herşeyi vermen fakat tağuta asla muhakeme olmamandır.
(Şeyh Süleyman b. Sehman, ed-Dururu's Seniye)
Allah'ın şeriatine muhalif olarak helalı haram yapan kişiye tabi olan, tabi olduğu bu kişiye ibadet etmiş, onu rab edinmiş, onu Allah'a (cc) eş koşmuş ve Allah'ı inkar etmiştir. (İmam Şankıtiy)
Şayet Allah'ın (cc) verdiği emirden veya şeriatinden vazgeçer, onları tatbik etmez ve başkalarının söylediği söze uyarsanız, o zaman işte o kimselerin sözünü Allah'ın sözünden üstün tutmuş olursunuz. Bu ise şirkin ta kendisidir. (İbn Kesir)
'Ey iman edenler! Seslerinizi nebinin sesinden daha fazla yükseltmeyin! Birbirinize yüksek sesle seslendiğiniz gibi ona da aynı şekilde seslenmeyin! Yoksa farkında olmadan amelleriniz boşa gider.' (Hucurat 49/2)
Sahabeler seslerini Resulullah'ın (sas) sesinin üzerine çıkarttıkları zaman onların amelleri boşa gider de, görüşlerini, akıllarını, arzularını, siyasi görüşlerini ve bilgilerini resulullah'ın (sas) getirdiği şeylerin üzerine çıkaranların amelleri boşa gitmez mi? Bunların durumu şüphesiz, seslerini Resulullah'ın (sas) sesinin üzerine çıkaranlarından daha kötüdür. Muhakkak ki, böyle yapanların amelleri boşa gitmesi daha önceliklidir. (İbn Kayyım, A'lam ul Mukaviin)
Allah'ın hükmünde ortak koşmak, tıpkı ibadette ortak koşmak gibidir. ... Gerek kaderle ve gerekse kainatla ilgili hükümlerde hükmün tamamı Allah'a aittir ve bu, rububiyyetin özelliklerindendir. Bu sebeble kim, Allah'tan (cc) başkasının teşrisine (kanununa) boyun eğerse, teşride boyun eğedi kişiyi rab edinmiş ve onu Allah'a (cc) ortak koşmuş olur. (Şankıtiy, Edvaul Beyan)
Allah'ın şeriatini hükümden kaldıran, kanunları İslam'dan değil, başka kaynaklardan alan ve hüküm verme yetkisini Allah'tan başkasına veren kimse, ister ümmet olsun, isterse beşerin tamamı olsun, bu ameli ile Allah'ın en önemli özelliği olan bir konuda ilahlık taslamış ve Allah'a ait ilahlık özelliğini başkasına vererek İslam'dan çıkmıştır. (Seyyid Kutub, Fizilal'il Kur'an)
Rahmanın kanunlarına ve şeriatine muhalif şeytanın hükümlerine tabi olan kişi, Allah'a eş koşmuş ve müşrik olmuştur. (Şankıtiy, Edvaul Beyan)
Allah'a ibadetin tam manasıyla yapılması ancak hüküm verme yetkisinin yalnızca O'na verilmesiyle mümkün olur. Şayet hüküm verme yetkisi Allah'tan başkasına verilirse, işte o zaman ibadet tam manasıyla sadece Allah'a yapılmış olmaz.
Tekrar belirtelim ki, hüküm verme yetkisini Allah'tan alarak, Allah'la beraber kendisinde de bu yetkinin bulunduğunu iddia eden kişiye İslam'dan çıkartan bir hüküm verdiği herkes bilir. Çünkü hüküm verme yetkisinin kendisinde bulunduğunu iddia eden kişi, tek olan Allah'a ibadetten çıkar. İşte bu amel, sahibini İslam dininden çıkartan şirktir. Bu sebeple hüküm verme yetkisinin kendisinde olduğunu iddia eden kimseye bu yetkiyi veren, ona boyun eğen, Allah'ın hakkını çalan bu kimselerin yaptığına kalpleri kızmayanların hepsi Allah'ın hükmünde aynıdırlar (kafirdirler). (Seyyid Kutub, Fizilal'il Kur'an)
Allah'ın dışında şeriat ve hükümler koyan kişilere tabi olanlar, Allah'a eş koşmuştur. (İmam Şankıtiy)
Allah yarattığı hiç bir mahluku hüküm verme konusunda kendisine ortak kabul etmez. Onların arasında hüküm verecek yalnız O'dur. Hüküm verme, ihtilafları çözme, insanları ve işlerini idare etme konusunda dilediği ve sevdiği şekilde hareket eder. Bu özellik sadece O'nun hakkıdır. (İmam Taberi, Taberi Tefsiri)
Bu ayete göre (Yoksa onların Allah'ın izin vermediği şeyi kendilerine dinden bir şeriat koyan ortakları mı vardır? - Şura 42/21) her kim delili olmaksızın kendisini Allah'a yaklaştırması için bir amel uydurur veya Allah'ın şeriatine bakmaksızın bir ameli eli veya diliyle farz kılarsa, işte o kimse Allah'ın izin vermediği bir şeriat uydurmuş olur. Her kim de bu konuda ona tabi olursa onu Allah'a eş koşmuş olur. (İbn Teymiyye, İktidatu Sırati Mustakim)
Allah'ın 'Sana ve senden öncekilere indirilenlere iman ettiklerini iddia edenleri görmüyor musun? Reddetmeleri emrolunmuşken tağuta muhakeme olmak istiyorlar. Oysa şeytan onları derin bir saıklığa saptırmak ister.' (Nisa 4/60) ayetinde buyurduğu gibi, Allah'ın şeriatini tatbik etmediği halde müslüman olduğunu iddia edenlerin durumu ne kadar hayret vericidir! (İmam Şankıtiy)
Suddi bu ayet hakkında (Onlar, hahamlarını, rahiblerini ve Meryem oğlu Mesih'i Allah'tan başka rabler edindiler. Oysa tek olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O'ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından münezzehtir. - Tevbe 9/31) şöyle dedi: Allah'ın kitabını arkalarına atarak adamların görüşlerini aldılar. Onun için Allah şöyle buyurdu: 'Oysa tek olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı.' Yani, sadece Allah'ın haram kıldığı haram, helal kıldığı helal hükmüne tabi olunur ve bu konudaki hükmü uygulanır.
(İbn Kesir)
Allah'tan başka birbirimizi rabler edinmemek üzere...(Al-i İmran 3/64). Bu ayet Allah'ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram yapma konusunda birbirimize tabi olmayalım demektir. Bu ayetin manası, 'Onlar, hahamlarını, rahiblerini ve Meryem oğlu Mesih'i Allah'tan başka rabler edindiler. (Tevbe 9/31) ayetinin manası gibidir. Bu ayet ise, Allah'ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram yapan kimselere tabi olanlar, o kimseler Rab seviyesine çıkardılar manasındadır.
(İmam Kurtubi)
Kim Allah'ın hükümlerine muhalif hüküm koyan kişilere itaat ederse, şüphesiz itaat ettiği kişiyi Allah'a eş koşmuş olur. (İmam Şankıtiy)
Bir kimse, haram olduğu icma ile sabit olan bir şeyi helal yaparsa veya helal olduğunda icma olan bir şeyi haram yaparsa veya icmayla sabit olan Allah'ın şeriatini değiştirirse bu kişi alimlerin ittifakıyla kafirdir. (İbn Teymiyye, Fetvalar)
İşte zikrettiğimiz bu semavi naslardan açıkça anlaşılıyor ki, şeytanın dostları vasıtayla koydurduğu İslam şeriatine muhalif beşeri kanunlara tabi olanların kafir ve müşrik olduklarında, ancak onlar gibi, Allah'ın (cc) basiretlerini kör ettiği, vahyin nurundan kör olan kafir ve müşrik kimseler şüphe ederler. (İmam Şankıtiy, Edvaul Beyan)
Cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar? (Maide 5/50) Allah, her hayrı kapsayıcı ve her şerri yasaklayıcı olan hükümlerinden yüz çevirip bunun yerine cahiliyede olduğu gibi kişilerin görüşlerine, dalalet ve sapıklığı ifade eden değer yargılarına ya da çeşitli dinlerin karışımı ve beşeri görüşlerden meydana gelen Cengiz Han'In vazettiği Yesak gibi İslam dışı hükümlere yönelenin imanını kabul etmiyor.
Yesak: Cengiz Han'ın Kur'an, Tevrat, İncil ve kendi görüşlerine dayanarak ortaya koymuş olduğu kanunları ihtiva eden bir kitaptır. Cengiz Han öldükten sonra yerine geçen çocukları (sözde İslam'a girdikleri halde) bu kitabı bir anayasa kitabı olarak gördüler. Allah'ın kitabı ve Resulullah'ın (sas) sünnetini bir kenara atarak bu kitabtaki hükümlerle Tatarlara hükmetmeye başladılar. İşte bçyle davranan kimseler kafirdir. Bunlarla, büyük küçük her meselede yalnız Allah'ın hükmüne dönünceye kadar savaşmak farzdır. (İbn Kesir)
Kim nebilerin sonuncusu Muhammed'e (sas) inen şeriati terkederek daha önceki nebilere inen mensuh olmuş şeriatlere muhakeme olursa, Allah'ın bildirdiği gibi kafir olur. Durum böyleyken Yesak'a muhakeme olup omu Allah'ın şeriatinden önde tutan kişinin hükmü nasıl olur acaba? Her kim böyle yaparsa bütün müslümanların icmaıyla kafirdir. (İbn Kesir)
Allah'a hükmünde ortak koşmak, Allah'a ibadette ortak koşmak gibidir. Bunların ikisi aynıdır. Aralarında hiçbir fark yoktur. Kim Allah'ın kanunundan yüz çevirerek Allah'ın nizamından başka bir nizama, Allah'ın şeriatinden başka bir şeriata uyarsa, Allah'ın Resulullah'a (sas) inen nurundan vazgeçmiş demektir. Böyle yapan kişi tıpkı puta tapan gibidir. Aralarında hiçbir fark yoktur. Her ikisi de Allah'a ortak koşan kimsedir. Birisi ibadetlerinde Allah'a şirk koşmuş, diğeri ise hükmünde Allah'a şirk koşmuştur. İbadette Allah'a eş koşmak hükmünde eş koşmak gibidir. (İmam Şankıtiy)
Yesak gibi, hatta ondan daha şerli olan şey ise; kan, ırz ve mallar hakkında Allah'ın Kitabında ve Rasulunün sünnetinde hükümler açıkken, kişinin, batılıların kanunlarını bu konularda kendisine kanun edinip, onlara muhakeme olmasıdır. Böyle yapan kimse şüphesiz kafirdir, mürteddir. Bu ameller üzerinde ısrar ettiği ve Allah'ın indirdiği hükme dönmediği müddetçe onun müslüman olarak isimlendirmesi, İslam'dan olduğu açık olan namaz, oruç, hac ve bunlar gibi amelleri yerine getirmesi kendisine hiçbir fayda sağlamaz. (Muhammed Hamid el-Fıkhi)
Her rasulün görevi diğerininkiyle aynı noktada birleşmiştir. Bu görev, insanları batılın saltanat ve tahakümünden kurtarmak, yalnızca Alemlerin Rabbi olan Allah'a yöneltmektir. (Seyyid Kutub, Fi Zilal'il Kur'an)
Bu gerçeklerin başında da Allah'tan başka ibadete layık hiç bir ilahın bulunmayıp bütün Rububiyyetin ve Hakimiyetin Allah'a ait olduğu dolayısıyla Allah'tan başka hiç kimseye boyun eğip tabi olmamak gerektiği gerçekleri yer alır. (Seyyid Kutub, Fi Zilal'il Kur'an)
Teşri hakkı sadece kendisinden daha yücesi olmayan, kendisinden daha üstün emir ve yasaklar koyabilen bulunmayan, en yüce sulta sahibi Allah'a aittir. (İmam Şankıtiy, Edvaul Beyan)
Hükümranlık yalnızca Allah'ındır. Dünya ve ahiretleri ilgili, çeşitli durum ve halleriyle ilgili, kulları için teşride bulunan O'dur. Tüm problemlerinin çözümünde, hayatlarının düzenlenmesinde biricik merci, başvuru kaynağı O'dur. Bunu inkar eden kimse Allah'a ve Rasulü'ne küfretmiş ve kafir olmuş olur. İsterse diliyle Allah'a ve Rasulüne iman ettiğini ilere sürsün, namaz kılsın, hacca gitsin, oruç tutsun. Bu konuda akli ve Allah'ın Kitabı ile Rasulü'nün sünnetinden nakli pekçok deliller vardır ve bu konu üzerinde bütün müslümanların icmaı vardır.
(Dr. Ramazan Said el-Buti)
İslam ilk iş olarak La ilahe illalllah akidesini hakiki manasıyla kabul etmek demektir. Ve bunun hakiki manası her işte Allah'tan başkasının hakimiyetini reddetmek, kendi nefislerinde hakimiyet kimyetini reddetmek, kendi nefislerinde hakimiyet hakkını iddia edenlerin hakimiyetini ve azgınlıklarını yok etmektir. (Seyyid Kutub, Yoldaki İşaretler)
Yaratmak ve hükmetmek (emir) sadece Allah'a ait bir vasıfdır ve yalnız O'na aittir. (O'nun hakkıdır.) İnsanların birçoğu, din iman ve emirle ilgili hakikatlarla; yaratmak, kader ve var etme ile, hakikatlari birbirinden ayırmayarak, şüphelere düşmüşlerdir.
Hiç şüphe yoktur, yaratmak ve hükmetmek sadece Allah'a ait bir vasıfdır ve yalnız O'na aittir. (O'nun hakkıdır.) Nitekim yüce Allah buyruyor ki:
'Muhakkak ki Rabbiniz; gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden, gündüzü, durmaksizin kendisini kovalayan geceyle örten, güneşi, ayı ve yıldızları emriyle (buyruğuna) baş eğdiren Allah'tır. İyi bilinmelidir ki, yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir.' (A'raf 7/54) (İbn Teymiyye, el Furkan