Bağımsız Çeçenistan 1994 (foto) »     Uyanış Konseyi lideri Kerbuli ve 6 polis öldürüldü »     Özgür Gazze teknesi kuşatmayı delecek... »     Guantanamo sorguları kayıt altındaymış! »     Hamas boyun eğmeyecek kadar izzetli ve güçlü »     İsrail'den Bir Büyük Suikast Daha »     çeçen Mücahidlerin Yeni Görüntüleri »     El Kaide:Bir Grup Kahramanın Şehadeti »     Somali ordusundan 37 asker cihada katıldı! »     Afganistan'da işgalci ve işbirlikçilere darbeler »        

   
  İLİM PAYLASTIKCA COGALIR
  küfür medresesi 2
 
O, size Kitapta: "Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah, münafıkların ve kafirlerin tümünü cehennemde toplayacak olandır.”

Bu ayet gereği bir müslüman Allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini, yahut alay edildiğini yahut kafirlerin ve küfrün yüceltilip övüldüğü mekanlarda bulunmaması gerektiği, bulunursa aynı suçta bir olmaması için o mekanı terketmesi gerektiği veyahut itiraz edip hakkı beyan etmesi gerektiği emrediliyor. Aksi halde o müslümanın o küfre giren kişilerle beraber küfre gireceğini ayet haber veriyor.

 

İmam Kurtubi bu ayetle ilgili olarak şunu söyler: “Bu ayet gereği günah işleyen kişilerden günah işleme esnasında uzak durulması gerekiyor. Çünkü onlardan uzak durmayan kişi günahlarına rıza gösteriyor anlamına gelir. Küfre rıza göstermek küfürdür. Allah’u Teala “sizde onlar gibi olursunuz” buyuruyor. Kim masiyet meclisinde oturursa ve yapılanı inkar etmezse, günahta ortak olur. Masiyeti işlerken yahut konuşurken karşı çıkıp inkar etmesi lazım. Eğer inkar edemiyorsa bu ayetin muhatabı olmaması için o meclisten kalkıp terketmesi gerekir. Rivayetlere göre Halife Ömer Bin Abdülaziz (r.a) döneminde içki içen bir gurup yakalanır. Onlardan birisi için, bu oruç tutmuş denince; “onuda cezalandırın çünkü Allah’u Teala (sizde onlar gibi olursunuz) buyuruyor” der. Masiyete rıza göstermek masiyettir, bu sebeple yapan ve rıza gösteren aynı cezaya çarptırılır, taki beraberce helak olsunlar.”

Okula giden ve bu sayılan küfür amellerine bulaşan çocuğun hükmü:

Çocuk erginlik çağına ulaşmışsa, bu amellere bulaştığı zaman kafir olur.

Eğer çocuk erginlik çağına ulaşmamışsa:

 

●Hanefi alimlerinden Ebu Yusuf, Şafi ve Ebu Hanife’nin bir sözüne göre ve İmam Ahmed Bin Hanbel’in bir görüşüne göre çocuk mürted olduğu zaman itibara alınmaz çünkü erginlik çağına ulaşmamıştır, dolayısıyla o mükellef değildir.

 

●Ebu Hanife’nin diğer sözüne göre, Hanefi alimlerinden İmam Muhammed, Hanbeli mezhebinin meşhur görüşü ve Maliki mezhebine göre çocuk mürted olur.

 

Ancak bu çocuk küçük yaşta öldürülmez, erginlik çağına ulaşınca tevbe etmezse öldürülür. İmam Şafi’ye göre erginlikten sonrada öldürülmez iman etmesi emredilir.

                                 Okula gönderen velinin hükmü:

Hadiste buyrulduğu gibi her bir insan çobandır ve her bir çoban güttüğünden sorumludur. Veli, çocuğundan sorumludur ve çocuğuna karşı görevlerinden hesaba çekilecektir. Nasılki bir veli çocuğunu ibadete yönlendirdiği zaman çocuğun yapacağı sevaplarda veliside sevap kazanıyorsa, çocuğunu haram şeylere yönlendiren velisi harama girmiş ve günahta ortak olmuş sayılır. Bunun gibi çocuğunun kesin küfre ve harama düşeceğini bildiği halde, küfür içeren şeylerden uzaklaşamayacağını bildiği halde okula göndermesi veliyi dolaylı olarak küfre sokar. Çünkü “küfre rıza küfürdür” kuralınca velisi küfre rıza göstermiştir.

 

Bir ayette Rabbimiz (c.c) şöyle buyurmaktadır:

Za'fa uğratılanlar büyüklük taslayanlara: "Hayır, siz gece ve gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Allah'ı inkar etmemizi ve O'na eşler koşmamızı bize emrediyordunuz" dediler. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını saklarlar; biz de inkâr edenlerin boyunlarına halkalar geçirdik. Onlar, yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı? (Sebe 33)

 

Çocuğunu okula gönderen ve onu mecbur eden kişi kıyamet gününde bu ayetin muhatabı olur. Çünkü çocuğunun küfre gireceğini, okulda inancının ve ahlakının bozulacağını ve günah işlettirileceğini bildiği halde onu yinede gitmeye mecbur ediyor.

Kıyamet gününde kendi günahlarının tümünü ve bilgisizce saptırdıklarının günahlarının bir kısmını yüklenmeleri için. Bak, ne kötü yük yükleniyorlar.

 

Çocuğun velisi, çocuğunu zorladığı günahları yüklenir.

 

Şöyle bir itiraz gelebilir: Velisi küfre rıza göstermiyor, nasıl olurda onuda bu günaha ortak ederiz. Cevaben deriz ki: Eğer küfre rıza göstermiyorsa o halde çocuğunu okuldan çeksin, göndermesin. Onu okula her gün göndermesi, gitmek istemese bile çocuğunu gitmeye zorlaması hatta okulu terkettiğinde onu cezalandırması rızasının varlığını açıkça göstermezmi? Dili ile ben razı değilim dese de, ameli onu yalanlamazmı?!

 

Peygamber efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “Sizden biri bir münker görürse onu eli ile değiştirsin. Eğer gücü yetmezse dili ile değiştirsin. Eğer gücü yetmezse kalbi ile buğzetsin. Buda imanın en düşük halidir.” (Müslim)

 

Peygamber efendimiz (s.a.v) in sözüne göre münkeri gören eli ile, gücü yetmezse dili ile, gücü yetmezse kalbi ile inkar etmesi emrediliyor. Peki kalbi ile insan münkeri nasıl inkar eder? Kalbi ile münkeri kötü görerek, sevmeyerek, nefret ederek olur. Ve bu nefretini o mekanı terkederek gösterir. Madem eli ve diliyle değiştiremedi. O zaman bedenen o mekanı terkederek kalben inkar ettiğini ıspatlar. Hem kalben inkar etmesi hemde o haramın işlendiği yerde oturması çelişki arzeder. Bir çocuğun uzun seneler münkerleri göre göre, işleye işleye kalbinde o münkerleri inkar etme duygusu kalırmı? Zamanla onları normal görmeye başlar. Buda imanının zamanla yok olmasına sebebiyet verir. Çocuğun velisi okulların küfrünü gördüğünde onu eliyle değiştirmesi lazım, eğer buna gücü yetmezse dili ile eğer bunada gücü yetmezse kalbi ile buğzeder. Kalbi ile buğzettiğinin delili olarakta çocuğunu oraya göndermez. Gönderiyorsa, demekki kalbi ile nefret etmiyor anlamını içerir.

 

Özellikle kız çocuklarını okula gönderenlere deriz ki: Senin kızın tağutların belirlediği kıyafeti giymek, saçlarını açmak ve eteğini diz boyunda hatta dahada kısaltmak zorundadır. Hergün bir sürü erkekle aynı sınıfta ve hatta belki yan yana oturacaktır. Kurtların koyunlara baktığı gibi, kızın erkeklerin nazarına maruz kalacaktır. Sen bu halinle acaba Peygamber efendimiz (s.a.v)’in buyurduğu hadise maruz kalmazmısın:

“Kıyamet gününde üç kişi vardır ki cennete girmezler ve Allah’u teala üç kişiye bakmaz. Ana babasına asi olanlar, deyyus olanlar ve kendini erkeğe benzeten kadınlar.” (Müsned Ebu Ya’la)

Yine Müslim’in rivayet ettiği hadiste peygamber efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:

“Benden önce Allah'ın hiç bir ümmete gönderdiği bir peygamber yoktur ki, o Peygamberin, ümmetinden Havarileri ve sünnetine tâbi olan, emrine uyan ashabı olmasın. Kıssa şu ki, sonra onların ardından, yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıklari şeyleri yapan bir takım kötü nesiller meydana çıkar. İşte kim bunlara karşı eliyle cihad ederse o mü'mindir. Kim onlara karşı diliyle cihad ederse o da mü'mindir. Kim onlara karşı kalbiyle cihad ederse o da mü'mindir, Amma bunun ötesinde imandan bir hardal danesi de yoktur.”

Bu hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v) kalbiyle cihad etmeyenlerde, hardal danesi kadar imanın kalmayacağını haber veriyor. Konu bu kadar ciddiyet arzeder.

 

 

Bu konuda bazı alimler şöyle demiştir:

Bu aktaracağım sözler arap alemindeki devlet okulları için söylenmiş sözlerdir. Hiç şüphesiz Arap ülkelerindeki okullarla, Türkiye’deki okullar karşılaştırıldığında, Türkiye’deki okulların küfürde ve haramlarda çok daha fazla ileri gittikleri müşahade edilecektir.

 

●Küfrün yaptırıldığı günümüzün tağuti okullarına çocuğunu gönderen veli küfre girer. (Şeyh Mahmut Abdulaziz Yusuf)

 

●Tağutların okullarına buğzeder ve sakınmaya davet ederiz. Okula, öğrenmek yada öğretmek amacıyla girenleri hemen tekfir etmeyiz. Ancak bu kişiler küfrü işler yada ortak olur yada caiz görür yada ona davet ederse o zaman tekfir ederiz. (Ebu Muhammed Elmakdisi)

 

●Tağutların okullarına gidip küfür ameli işleyen, erginlik çağına ulaşmamış çocukları tekfir etmeyiz. Ancak erginlik çağına ulaşmışsa ve küfür amellerini işlerse tekfir ederiz. Kesin küfür ameli işlettirileceğini bildiği halde çocuğunu okula gönderen velilerde zahiren küfre girerler.

(Şeyh Ebumeryem Abdurrahman bin Tela’a Elmihlif)

 

●Bu okullar islam ve müslümanlar için en tehlikeli ve en zararlı kurumlardır. Gençlerden dinlerini ve inançlarını almak, ahlaklarını yok etmek, onları kafir ve dinsiz yapmak için kullanılan en önemli araçlardan sayılırlar. (Şeyh Ahmed Bin Muhammed Sıddık Gimari Elhaseni)

 

(Şeyh Muhammed Kutub)

 

●Ders programları islama uygun değildir. Bozukluk üstüne kurulan herşey bozuk olur. Buna binaen islama ters düşen yanlışlarda, sonuç itibariyle var olacaktır. Atasözünde dediği gibi: “Kötü rüyalar görmek istemeyen, mezarların yanı başında yatmasın.” İslama tutunmak isteyen, islama muhalif hiçbir eğitim müessesesine girmesin! (Muhammet Nasır)

Bazı Şüphelerin Aydınlatılması: Biri, “Bazı kişiler çocuklarını küfür içeren hallerden koruyorlar, küfür işlememeleri konusunda sıkı sıkı uyarıyorlar ve bizim çocuklarımız bu sayılan şeylere bulaşmıyorlar o halde küfre niçin girsinlerki?” derlerse, bizlerde deriz ki: Eğer durum şayet dediğiniz gibi ise, yani çocuğun seneler boyu hiç bir küfür içeren amele bulaşmıyorsa, kendini hep koruyorsa, islama muhalefet eden konularda itiraz ediyor veya o mekanı terkediyorsa o zaman o ve velisi küfre girmezler. Ancak işlediği haramların günahını taşırlar.

 

Fakat şu noktayı sorgulamamız lazım: Gerçekten bir çocuk seneler boyu istiklal marşına katılmaz, her gün sabah okunan andımızı okumaz, küfrün bayramlarına iştirak etmez, Atatürk’ün övüldüğü meclislerde oturmaz veyahut itiraz eder, öğretmenlerden ve öğrencilerden çıkan her türlü küfür ve şirk konuşmalarına itiraz eder veya kalkıp o meclisi terkedebilirmi? Hem küfrü inkar etmesi için küfür içeren davranış ve konuşmaları diğerlerinden ayırt edebilmesi için ilim üzere olmalıdır. Böyle bir halde olan bir öğrenci görülmüşmüdür? Yada ona bukadar özgürlük verecek bir okul varmıdır? Ben buna inanmıyorum ve buna hayal diyorum.

İkinci bir itiraz şöyledir: Çocuklarımız okumasınmı? Cahilmi kalsınlar? Doktor, avukat, mühendis yetişmesinmi?

 

Deriz ki Hz.Resulullah (s.a.v) ve sahabesi Ebucehil gibi tağutların okullarında okumamışlardı, hatta bir çoğu okuma yazma bilmezlerdi, peki onlar cahilmiydi? Haşa kim bunu söyleyebilirki, onlar cihanı ilim ve irfan ile doldurdular. Filozofların yapamadıkları faydanın yüzlerce katını beşeriyete sundular. Hem okumasınlar demiyoruz ki, ilim öğretmek için bir araya gelelim, evlerde v.s imkanlara göre çocuklarımıza okuma yazma öğretelim, din bilgisi verelim ve müslüman hocalar bulup onlara ders verdirelim. Gerekirse okutacak mekanlar bulunca hicret edelim. Paramızı bu konuda Allah için feda edelim. Kıyamet gününde, sen çocuğunu tahsilli yaptınmı yoksa yapmadınmı? yiye sorulmayacağız. Siz çocuklarınızı ve kendinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten korudunuzmu, dininizi öğrenip yaşadınızmı? Allah’a kulluk ettinizmi? diye sorulacağız.

Üçüncü itiraz: Devlet, okutmamızı mecburi kılmıştır ve okutmayanlar hakkında yasal işlemler yapılmaktadır. Cevaben deriz ki: Bu küfre girmemiz için bir ruhsat değildir. Bu sorunu aşabiliriz. Bu sorunu aşmak için mücadele vermeli gerekirse yurdumuzu, barkımızı bu uğurda terkederek hicret etmeliyiz. Aksi halde Mekke’de kalıp hicret etmeyen müslümanlar hakkında inen ayet hakkımızdada tatbik edilir:

Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: "Nerde idiniz?" Onlar: "Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstaz'aflar) idik." derler. (Melekler de:) "Hicret etmeniz için Allah'ın arzı geniş değil miydi?" derler. İşte onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o? (Nisa 97)

 

Bizler cenneti ucuz zannediyoruz. Hayır cennet sandığımız gibi ucuz değildir. Peygamber efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “İyi bilinki Allah’ın eşyası pahalıdır. İyi bilinki Allah’ın eşyasıda cennettir” (Tirmizi)

 

Bizler cennet için mücadele vermezsek, malımızı canımızı bu uğurda feda etmezsek neyin karşılığında cennete girebilirizki? İmanları sebebiyle ateşe atılan Ashabı Uhdut’u hatırlayalım, imanları sebebiyle yurtlarını ve barklarını bırakıp mağaraya sığınan Kehf sahiplerini hatırlayalım, İmanları ve dinleri sebebiyle önce Habeşistan’a, sonra Medine’ye hicret eden sahabeyi kiramı, Hicret etmesini engellememeleri için bütün servetini müşriklere bırakan Ebu Suheyb Elrumi’yi hatırlayalım! Bunlar birer teselli hikayesimi!? Allah’u Teala şöyle buyurmuyor mu:

“Sizden önce gelip geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.” (Bakara 214)

 

Maziye dönüp şöyle bir benzetme yapalım, Şayet Peygamber efendimiz (s.a.v) döneminde Ebu Leheb ve Ebu Cehil’in okulları olsaydı ve müslümanları okullara girmeye mecburi kılsalardı sizce Hz. Resulullah (s.a.v) kızı Fatıma’yı, Ebubekir (r.a) kızı Aişe’yi ve oğlu Abdurrahman’ı, Hz.Ömer oğlu Abdullah’ı, Hz.Ali cennet gençlerinin efendileri olan Hasan ve Hüseyin’i, Sahabeyi Kiram evlatlarını, cahiliye tağut devletinin belirlediği kıyafetleri giydirip saçlarını ve avret yerlerini açtırıp Ebucehil’in okuluna gönderirlermiydi? Her sabah çocuklarının: Arabım, doğruyum çalışkanım, .... ey bugünümüzü sağlayan yüce Ebucehil açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime.... gibi sözleri söylettirmelerine izin verirlermiydi? Yada çocuklarını gönderen sahabeye Hz.Resulullah (s.a.v)’in tepkisi nasıl olurdu? (Hz.Resulullah’ı (s.a.v), ve güzel sahabesini tenzih ederim) Bu sorunun cevabını sizlere bırakıyorum.

 

Resulullah efendimiz (s.a.v) ve sahabeyi kiram dinlerinden zerre kadar taviz vermediler ve bunun sebebiyle türlü türlü belalara, sıkıntılara ve işkencelere maruz kaldılar. Müşrikler, peygamberimizi ve ashabını kendilerine meylettirmek için her türlü yola müracaat ettiler ama hepte hüsran ile geri döndüler.

 

Ruhul Meani tefsirinde İsra suresi 74, 75’ inci ayetlerin iniş sebebinde şu rivayet geçer: İbni Ebi Ishak, İbni Mardeveyhi ve başkaları Hz. Ömer’den rivayet ederler: “Ümeyye bin Halef, Ebu Cehil ve Kureyşten iki adam Hz. Resulullah (s.a.v)’e geldiler. Dediler ki: Gel putlarımıza elini sür. Bizlerde senin dinine gireriz. Kavminin islamdan uzak oluşları Hz. Resulullah (s.a.v)’e ağır geliyor ve onların müslüman olmalarını çok istiyordu. Onların bu sözlerine karşı Hz. Resulullah’ın kalbi yumuşadı. Bunun üzerine Allah’u teala bu ayeti indirdi.”

Eğer biz seni sağlamlaştırmasaydık, andolsun, onlara az bir şey (de olsa) eğilim gösterecektin.

Bu durumda, biz sana, hayatında kat kat, ölümün de kat kat (acısını) tattırırdık; sonra bize karşı bir yardımcı bulamazdın. (İsra 74/75)

Bazı tefsirlerde bu ayetin iniş sebebi hakkında şöyle geçer: Bu tekliflerden biri "Sen bizim ve atalarımızın bağlı bulundukları ilahları eleştirme, biz de senin ilahına kulluk yapalım."

Bu tekliflerden biri de bazılarının: "Allah nasıl Kâbe'yi kutsal saymışsa, sen de bizim yurdumuzu kutsal sayarsan sana uyarız" demeleridir.

Bu tekliflerden biri de: "Onlardan bazılarının fakirlerin katıldığı oturumdan ayrılarak kendilerine bir oturum ayırmasını istemeleridir...

Yine Cenabı Hak şöyle buyuruyor:

Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran. Ve azıtmayın. Çünkü O, yaptıklarınızı görendir. 

Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz. (Hud 112/113)

 

Allah’u ekber! Kainatın efendisi, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü, Allah’ın habibini, en hayırlı ümmet ve en hayırlı nesil’i Allah’u teala nasılda uyarıyor. Zalimlere bir tek meyil göstermek bile azabı vacip kılıyorsa, peki onlarla beraber olmak, onların fesadlarına iştirak etmek, azabı hayli hayli gerekli kılmazmı?!

Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun- bu emrin dehşetini ve etkisini ta derinden hissetmişti. Hatta O'nun, bu emre işaret ederek şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Hud suresi saçımı ağarttı."

Son olarak nasihatım, çocukları laik sistemin okullarına göndermeyiniz. Onlara bedeller arayınız. Gerekirse onlar için hicret ediniz, paranızı feda ediniz. Büyük pişmanlık günü gelmeden, ölüm gelip çatmadan bu günahınız için tevbe ediniz. Ben çocuğuma dini eğitim veriyorum zaten demeyiniz. Çünkü çocuk çelişki yaşamaya başlar. Ve zamanla yapısı bozulur. Daha küçüklükten küfür ve haram işlemeye alışırsa, dininden taviz vermeyi adet haline getirirse, dinden uzak olan insanlarla arkadaşlık kurarsa, gözleri sürekli haramı görürse, artık o kişiden güzel bir müslüman şahsiyet beklemeyiniz. Ancak Rabbim onu arındırıp o bataklıktan kurtarırsa o kişi müstesnadır.

İbretlik olan Ashabul Uhdut kıssasını anlatan hadisi şerife bakınız. Müslim’de geçen bu hadiste bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Hadisin bir kısmını getiriyorum:(…Dedi ki: bugün sihirbazmı yoksa rahipmi daha üstündür anlayacağım. Bir taş aldı ve dedi ki; “Ey Allah’ım, rahibin yaptıklarını sihirbazın yaptıklarından daha çok seviyorsan, şu hayvanı öldür ki insanlar yollarına devam etsinler” dedi, taşı attı ve onu öldürdü, insanlar yollarına devam ettiler…)

Burda anlatılan, çocuk hem alim olan muvahhit rahibin yanında ilim okuyordu. Hemde zalim kralın koltuğunu sağlamlaştırmaya çalışan sihirbazın yanında ilim okuyordu. Her biri onu inancına çağırıyordu. Çocuk tereddüt geçirdi. Hangisi daha doğru?! Sonunda Allah’u teala ona hak olanı gösterdi. Ve çocuk o hak olan yola girince batılı inkar etti. Sihirbaza gitmeyi bırakıp Allah’a çağıran büyük bir davetçi oldu.

Sirke ile bal bir birine karıştırılmaz. Tuzu ile şekeri bir birine karıştıranlar Allah’u Tealanın yeryüzündeki sünnetini anlamış değiller. Bu sebeple çocuğun beynine hak ile batıl doldurmayı bırak, sadece onu hak olanı doldurmaya bak.

Yine seni çocuk ve eş sevgisi bu okullara göndermene sebep olmasın. Çocuğun ağlaması, annelerinin ısrarı seni batıla girmeye sebep olmamalıdır. Bak Allah’u teala bu konuda ne buyuruyor:“Ey iman edenler, gerçek şu ki, sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler için (birer) düşmandırlar. Şu halde onlardan sakının.” (Teğabun 14)

Kurtubi bu ayetin iniş sebebinde şunu anlatır: Bu ayet Avf bin Malik El’eşcai hakkında inmiştir. Onun ailesi, çocukları vardı. Cihada çıkmak istediği zaman hanımı ve çocukları ağlarlar ve onu vaz geçirmeye çalışırlardı. Oda onların bu tutumlarından etkilenerek cihada çıkmaktan vaz geçerdi. Bu ayet onun hakkında inmiştir.

İbni Kesir Tirmizi’den naklettiği rivayette şunu der: “Mekke’de islama giren kişiler vardı. Bu kişiler Hz.Resulullah’ın (s.a.v) yanına yani Medine’ye hicret etmek istediklerinde hanımları ve çocukları onlara mani olurlardı. Daha sonra Medine’ye hicret ettiklerinde, sahabeyi kiramın epey ilim öğrendiklerini görürler.”

Bu şahıslar hanımlarını ve çocuklarını memnun etmek istediler, ama çok şey kaybettiler. Bu ayetlerden kendimize ders çıkaralım. Bakın Allah’ın yolundan alıkoyan kimseler, eşler ve çocuklar dahi olsa düşman olarak ilan ediliyor. Bilelim ki esas olan Allah’ın rızası ve Allah’ın hoşnutluğudur. Gerisi yok olacaktır. Gerçekten hem hanımını hemde çocuklarını dünyada ve ahirette mutlu etmek istiyorsan, Allah’ın emir ve yasaklarını uygula ve Allah’ın rızasına ulaşmaya çalış.

“Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar (doğru olanlar ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar.”

Cennette bu güzel insanlarla beraber olmak isteyenler, iş başı yapsın......

Rabbim bizlere hakkı hak olarak gösterip tabi olmayı, batılı batıl olarak gösterip ondan sakınmayı cümlemize nasip ve müyesser kılsın. Hamdin evveli, hamdin sonu ve sonsuz hamdu şükürler Allah’a aittir.

 
  Toplam 94467 ziyaretçi (188373 klik) kişi burdaydı!  
 
Onların Allah'ı bırakıp da tapdıkları putlar şefaat hakkına sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefâat edebilir. Zuhruf 86 Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol