Bağımsız Çeçenistan 1994 (foto) »     Uyanış Konseyi lideri Kerbuli ve 6 polis öldürüldü »     Özgür Gazze teknesi kuşatmayı delecek... »     Guantanamo sorguları kayıt altındaymış! »     Hamas boyun eğmeyecek kadar izzetli ve güçlü »     İsrail'den Bir Büyük Suikast Daha »     çeçen Mücahidlerin Yeni Görüntüleri »     El Kaide:Bir Grup Kahramanın Şehadeti »     Somali ordusundan 37 asker cihada katıldı! »     Afganistan'da işgalci ve işbirlikçilere darbeler »        

   
  İLİM PAYLASTIKCA COGALIR
  Kafirlerle dostluk kurmak
 
Müşriklerle Dostluk Kurmak -1-

Ebu Basir et-Tartusi

 

Velayetin (dostluğun) manası kalben sevgi duymak ve uzuvlar ile yardımda bulunmaktır. Ayrıca yapılan ittifaklar, itaatlar ve meyletmek de velayetin kapsamına girer. Bunlardan bir kısmı, diğer bir kısmına göre daha açıktır.

Müslümanlarla müşrikler arasındaki dostluk yasaklanmıştır. Allahu Teala, bu yasaklama ile ilgili olarak şöyle buyurur:

“Ey iman edenler, mü’minleri bırakıp da kafirleri veli (dost) edinmeyin.” (4 Nisa/144)

“Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kafirleri veli edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah ile dostluğu kalmaz. Ancak onlardan korunma gayesiyle sakınma(nız) müstesnadır. Allah sizi kendisinden korkmanızı emrediyor ve dönüş Allah’adır.” (3 Al-i İmran/28)

Müşrik kafirlere, dil ile ve diğer kuvvet unsurları ile müslümanlara karşı açıkça destek olmak kişiyi dinden çıkaran bir velayettir.. Bunun delilleri ise şu nasslardır:

Birinci Delil: “Ey iman edenler, yahudileri de hıristiyanları da veliler edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden kim onları veli edinirse, muhakkak o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (5 Maide/51)

Ayette, kafirleri dost edinenin, kafirlerden olduğunu bildirmektedir. Kurtubi (rahimehullah) şöyle der: “Allahu Teala’nın “içinizden kim onları veli edinirse” buyruğu, kim onlara müslümanlar aleyhine destek verirse, “muhakkak o da onlardandır” demektir. Allahu Teala bu ayetle, böylesinin hükmünün onların hükmü gibi olacağını beyan etmektedir.

Şöyle de denilmiştir: Allahu Teala’nın, “Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar” buyruğu ile yardımlaşmak hususu kast edilmektedir. “İçinizden kim onları veli edinirse, muhakkak o da onlardandır” buyruğu da şart ve cevabıdır. Yani, bunun böyle olmasına sebep, onları veli edinen kimsenin bizzat yahudi ve hıristiyanların muhalefetleri gibi, Allah’a ve Rasulüne muhalefet etmiş olmasıdır. Onlara düşmanlık beslemek vacip olduğu gibi, artık ona da düşmanlık beslemek vacip olmuştur. Onlar için cehennem nasıl vacip olduysa, böylesi için de cehennem vacip olmuştur. Bunun sonucunda o da onlardan, yani onların arkadaşlarından olmuştur.”

Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab (rahimehullah), kişinin İslam’ını ortadan kaldıran sebeplerden birinin de, müslümanlara karşı müşriklere yardım etmek olduğunu söyler ve bunu “İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır” (5 Maide/51) ayetine dayandırır.[1]

İkinci Delil:  “Nefislerine zulmedenler olarak canlarını alacağı kimselere melekler: “Ne işte idiniz?” derler. Onlar: “Biz yeryüzünde mustaz’af kimselerdik” derler. “Allah’ın arzı geniş değil miydi, siz de orada hicret etseydiniz” derler. İşte onların durakları cehennemdir. O, ne kötü bir dönüş yeridir. Ancak (hicret etmeye) çare bulamayan, yol bulamayan erkek, kadın ve çocuklardan mustaz’af olanlar müstesna. İşte, Allah’ın onları affedeceği umulur. Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.” (4 Nisa/97-99)

“Onlar ki nefislerine zulm edenler olarak melekler ruhlarını alırlarken: “Biz hiçbir fenalık yapmazdık” diyerek teslim olurlar. Hayır, Allah sizin bütün yaptıklarını çok iyi bilendir. O halde içinde ebedi kalıcılar olarak girin cehennemin kapılarından. Büyüklenenlerin yeri ne kötüdür.” (16 Nahl/28-29)

Tefsir ve ilim ehli, bu ayetlerin, müslüman olduğu halde Mekke’de müşriklerle kalmayı Medine-i Münevvere’ye, peygamberin yanına hicret etmeye tercih eden bir topluluk hakkında nazil olduğu üzerinde ittifak etmiştir. Onlar, Bedir savaşında müslümanlara karşı savaşa çıkmaya zorlandılar. Bazıları, Kureyş müşriklerinden öldürülenlerle birlikte kafir olarak öldürüldüler. Zira Allahu Teala şöyle buyurmaktadır: “O halde içinde ebedi kalıcılar olarak girin cehennemin kapılarından. Büyüklenenlerin yeri ne kötüdür.” (16 Nahl/29) Bu, kafirler dışında kimseye hamledilmeyecek bir tehdittir.

Buhari, İbn-i Abbas’ın azadlı kölesi İkrime’den şöyle rivayet eder: “Müslümanlardan bir grup Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde müşriklerle beraberdi ve onların sayılarını artırıyorlardı. Müşriklere atılan ok, bazen onlardan birine isabet edip öldürdüğü oluyordu. Kılıç darbeleriyle hayatlarını kaybedenler de vardı. Bunun üzerine Allahu Teala şu ayeti indirdi:

“Nefislerine zulmedenler olarak canlarını alacağı kimselere melekler: “Ne işte idiniz?” derler. Onlar: “Biz yeryüzünde mustaz’af kimselerdik” derler. “Allah’ın arzı geniş değil miydi, siz de orada hicret etseydiniz” derler. İşte onların durakları cehennemdir.”

Kurtubi (rahimehullah) şöyle der: “İkrime’den şöyle rivayet edilmiştir: Müslümanlardan bazı kimseler, müşriklerle birlikte olup Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde müşriklerin kalabalığını artırıyorlardı. Atılan bir ok gelir onlardan birisine isabet ederdi, onu öldürürdü. İşte bunun üzerine Allahu Teala: “Mekke’deki insanlar, İslamı kabul ettiler fakat hicret etmediler. Onları zorla Bedir savaşına çıkardılar. Bir kısmı öldürüldü. Onlar hakkında Allah şu ayeti indirdi: “Nefislerine zulmedenler olarak canlarını alacağı kimselere melekler..” [2]

Eğer, “İkrah, ikrah olunan için mazeret niteliğindedir. Ancak bu kimseler için mazeret olarak kabul edilmemiştir. Bunun sebebi nedir?” denirse, şöyle cevap veririz: Çünkü onlar, müslümanlara karşı savaşa çıkmaya ve müşriklerin safında kalıp, onların sayılarını artırmaya zorlanmadan önce, hicret için hiçbir yol bulamayan ve ikrah altında olan mustaz’aflardan değillerdi. Onlar, müşrikler tarafından zorlanmadan önce oradan hicret edebilme imkanına sahip kişilerdi. Bu nedenle mazeretleri kabul edilmedi.

İbn-i Abbas şöyle der: “Ben ve annem, kadın ve çocuklardan olup, Allahu Teala tarafından mazur olarak kabul edilmiş olan mustaz’aflardandık.”

Kişiyi dinden çıkaran dostluk konusunda, Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab’ın ve torunlarının görüşleri şudur: “Onların egemenliği altında olmadığı halde, kalben onlara muhalefet etmekle birlikte zahirde onlara muvafakat gösteren kişi, bunu ya makam, ya mal, ya vatan ya da akraba tutkusundan dolayı yapıyordur. Böylesi bir kişi mürted olur ve batınen onlara muhalefet ediyor olması ona fayda vermez. Allahu Teala, bu kimseler hakkında şöyle buyurur: “Bunun sebebi, onların dünya hayatını ahiretten daha çok sevmeleri ve Allah’ın hiç şüphesiz kafirler topluluğuna hidayet vermemesidir.”[3]

Üçüncü delil: “Allah, onları kazandıkları yüzünden baş aşağı yıkıvermişken, münafıklar hakkında ne diye iki guruba ayrıldınız? Allah’ın saptırdığını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah’ın saptırdığına asla doğru bir yol bulamazsınız. Onlar kendileri gibi sizin de kafir olup böylece birbirinize eşit olmanızı arzu ederler. O halde Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden kimseyi veli edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse, onları bulduğunuz yerde yakalayıp öldürünüz. Ve onlardan hiçbir veli ve hiçbir yardımcı edinmeyin.” (4 Nisa/88-89)

Ayette izah edilen kişiler, müslümanların yanına hicret etmediler, müşriklere ve onların dostlarına yardım ettiler. Müşriklere destek olmaları, izhar ettikleri İslam’larını yalanlamaktadır.

Bu ayetin nüzül sebebi hakkında İbn-i Kesir (rahimehullah), İbn-i Abbas’tan (radıyallahu anhuma) şunu aktarır: “Bu ayet, Mekke’de müslüman olduklarını söyleyen ve müşriklere yardımcı olan bir topluluk hakkında nazil olmuştur. Onlar ihtiyaçlarını gidermek üzere Mekke’den çıkmışlardı. (Kendi aralarında): “Eğer Muhammed’in ashabına rastlarsak, onlardan bize bir zarar gelmez” diyorlardı. Onların Mekke’den çıktıklarını mü’minler haber alınca içlerinden bir gurub: “Haydi korkakların üzerine gidin ve onları öldürün. Zira onlar size karşı düşmanlarınıza yardımcı oluyorlar” demişti. İçlerinden diğer bir gurup ise, “Subhanallah, sizin söylediğiniz gibi söyleyen bir topluluğu mu öldüreceksiniz? Memleketlerini terketmemeleri ve hicret etmemeleri sebebiyle kanları ve malları helal mi kılınacak?” demiş ve ikiye bölünmüşlerdi. Allah Rasulü onların yanında olup bu guruptan hiçbirini menetmemişti. Bunun üzerine Allahu Teala şu ayetini indirdi:

“Allah, onları kazandıkları yüzünden baş aşağı yıkıvermişken, münafıklar hakkında ne diye iki guruba ayrıldınız?..” (4 Nisa/88-89)

Eğer, “Bu kişiler münafıktır. Münafığın küfründe ise zaten ihtilaf yoktur” denirse, şöyle derim: Onlar, kıyamet günü ateşin en alt katında yer alacak münafıklardır. Ancak, dünya ahkamına göre, onlar hakkında küfür ile hükmedilmesinin, kanlarının ve mallarının helal kılınmasının nedeni nedir? Şüphesiz bunun nedeni, müslümanlara karşı müşriklere yardım etmeleridir. Eğer onlar müslümanlara karşı müşriklere yardım etmeyi bıraksalardı ve müslümanlara olan dostluklarının bir gereği olarak hicret etselerdi, batınen münafık olsalar dahi, dünya ahkamına göre müslüman olarak kabul edilirlerdi.

Müslümanlara karşı müşriklere destek olmak müstekil bir küfürdür. Kim bu duruma düşerse, apaçık bir küfre düşmüş olur ve kesinlikle dinden çıkar.

Seyyid Kutub (rahimehullah) şöyle der: “Müslümanların söylediklerini söylemelerine ve müslümanların düşmanlarına yardımda bulunmak gibi bir davranışın yalanladığı şehadet cümlesini tekrarlamalarına rağmen onlar kâfirdirler.”[4]

Dördüncü delil: “Onlardan birçok kimsenin kafirleri veli edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine hazırladığı şey ne kötü şeydir. Çünkü Allah onlara gazab etmiştir. Azabta da ebedi kalıcıdırlar. Eğer Allah’a, peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, onları veli edinmezlerdi. Fakat onlardan bir çoğu fasık kimselerdir.” (5 Maide/80-81)

Yani eğer, Allah’a, Rasule ve ona indirilen hakka karşı sadık olsalardı, kafirleri dost edinmezlerdi. Müşrikleri dost edinmeleri, onların dilleriyle söylemiş oldukları Allah’a, rasulüne ve ona indirilene iman iddialarının yalan olduğunu gösterir.

İbn-i Teymiyye (rahimehullah) şöyle der: “Allahu Teala bu ayetinde, Allah’a, rasule ve rasule indirilmiş olana, müşrikleri veli edinmeden iman edilmesini açıklamaktadır. Onlara karşı dostluğun bulunması, imanı yok eder. Zira şartın –lazım- bulunmaması, kendisi için şart koşulanın da –melzum- bulunmamasını gerektirir.”[5]

Yine şöyle der: Eğer Allah’a, peygambere ve ona indirilene iman etmiş olsalardı ifadesi; ayette zikredilen imanın onları dost edinmeyi ortadan kaldırdığına, buna zıt olduğuna ve kalpte iman ile onlara karşı dostluğun bir arada bulunamayacağına delalet etmektedir. Yine bu onları dost edinenin, Allah’a, Nebi’ye, ve O’na indirilene edilmesi gereken imanı yerine getirmediğine delalet etmektedir.

Yine şu ayet de buna örnektir: “Ey iman edenler, yahudileri de hıristiyanları da veliler edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden kim onları veli edinirse, muhakkak o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (5 Maide/51) Allahu Teala bu ayetlerde onları dost edinenlerin mü’min olamayacaklarını ve onlardan sayıldıklarını haber vermektedir. Kuran’ın bazı ayetleri bazısını doğrulayıcıdır.”[6]

Beşinci delil: “Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kafirleri veli edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah ile dostluğu kalmaz. Ancak onlardan korunma gayesiyle sakınma(nız) müstesnadır. Allah sizi kendisinden korkmanızı emrediyor ve dönüş Allah’adır.” (3 Al-i İmran/28)

İbn-i Cerir et-Taberi, bu ayetin tefsirinde şöyle der: “Kim böyle yaparsa Allah ile dostluğu kalmaz” yani, bu yaptıkları ile dinden çıkıp küfre girmeleri nedeni ile onlar, Allahu Teala’dan uzaklaştılar, Allahu Teala da onlardan uzaklaştı.”

Altıncı delil: “O kafirler, Beni bırakıp kullarımı veliler edineceklerini mi sandılar? Biz, cehennemi o kafirlere bir konak olarak hazırladık.” (18 Kehf/102)

Yani, kafirler, Allahu Teala’nın kulları olan mü’minleri dostlar edinebileceklerini mi zannettiler? Bunun olması mümkün değildir. Zira kafirleri dost edinenler, Allah’ın kulları olan mü’minler olma vasfını yitirmiş olurlar. Çünkü Allah’ın kulları olan mü’minler, kafirleri dost edinmezler. Kulun, imanı ve kafirleri dost edinmeyi bir arada bulundurabilmesi için, Kur’an’ı yalanlaması gerekir.

Yedinci delil: “Onlar, kendilerine verilen öğütleri unutunca Biz de kötülükten alıkoyanları kurtardık. Zulmedenleri de yapageldikleri fasıklıkları yüzünden şiddetli bir azapla yakaladık. Böylece onlar serkeşlik ederek kendilerine yasak kılınanları yapmakta ısrar edince, kendilerine: “Allah’ın rahmetinden uzak, aşağılık maymunlar olun” dedik.” (7 A’raf/165-166)

Bu ayetler, Beni İsrail’den olup, Musa (aleyhisselam) döneminde yaşamış olan “Belam bin Avra” adındaki bir adam hakkında nazil olmuştur. Allahu Teala ona ilim vermişti. Musa (aleyhisselam) ile birlikte olan müslümanlara karşı kafirlere yardım etmesi nedeniyle ilim ondan alındı ve kafirlerden oldu.

Taberi, İbn-i Abbas’tan şunu nakleder: “Musa (aleyhisselam), zorbalık yapan topluluğa karşı savaş maksadı ile çıkınca, bazıları Bel’amın yanına giderek: “Musa, sert bir adam, ordusu da kalabalık. Eğer bizi ele geçirirse, helak oluruz. Allah’a, Musa’yı ve ordusunu bizden uzaklaştırması için dua et” dediler. Belam: “Eğer Allah’a, Musa’yı ve beraberindekileri bizden uzaklaştırması için dua edersem, dünya ve ahiretimi kaybederim” dedi. Ancak insanlar, dua edinceye kadar Bel’ama ısrar ettiler de, o da Musa (aleyhisselam) aleyhinde dua etti. Bunun üzerine Allahu Teala, sahip olduğu ilmi ondan aldı. Allahu Teala şu ayeti bunu bildirmektedir: “Onlar, kendilerine verilen öğütleri unutunca Biz de kötülükten alıkoyanları kurtardık. Zulmedenleri de yapageldikleri fasıklıkları yüzünden şiddetli bir azapla yakaladık.”

Kafir olan kavmine sadece dua etmekle yardımda bulunan Bel’am, bu nedenle küfre düşmüş ve kendisine verilen ilmi yitirmiş ise, onlara silah ile yardımda bulunan ve müslüman ülkelerde kafirler için askeri komuta merkezleri ve üsler kuran kişilerin durumu acaba nasıl olur? Bu kişiler dilleri ile, Harameyn’in hamisi ve müslümanların koruyucusu olduklarını iddia etseler de, dinden döndüklerinde ve kafir olduklarında hiçbir şüphe yoktur.

Muteber bir ikrah olmaksızın, tağutlara ve tağutların yasalarına bağlı kalacağına dair yemin edenler de, kişiyi dinden çıkaran muvalat ile kafirlere dostlukta bulunanların sınıfına dahildirler.

Şeyh Süleyman Alu’ş-Şeyh şöyle der: “Müslümanların, küfür ve şirk ehlinden uzak durarak onlara dokunmamaları gerektiğini söyleyene kişinin kastı, kafirlere karşı savaşılmaması ve kaba davranılmaması ise, bu kişi, müşriklerin en büyük yardımcılarından olur.”[7]

Eğer ki, “Bu dostluk nifak mıdır, yoksa küfür mü?” diye sorulursa, şöyle cevap verilir: Bu dostluk, müslümanlara karşı kafirlerle savaşa çıkma veya buna denk bir seviyeye ulaşırsa küfür olur. Zira Allahu Teala şöyle buyurur: “İçinizden kim onları veli edinirse, muhakkak o da onlardandır.” (5 Maide/51)

Şeyh Abdullatif Alu’ş-Şeyh şöyle der: “İslam’ın aslını bozan en büyük ve en kötü günah, Allah’ın düşmanlarına yardım etmek, onlara destek olmak ve onların dini ve izhar etmiş oldukları şirkleri adına çabalamaktır. Onların göğüslerini ferahlatacak her türlü emek, onlara itaat, onların nizamları ve emirleri altına girmiş olanları övmek, onlara karşı cihadı terketmek ve barış yanlısı olmak, onlarla kardeşlik ve itaat ahdi yapmak da bu kabildendir.”[8]

İbn-i Hazm şöyle der: “Allahu Teala’nın, “İçinizden kim onları veli edinirse, muhakkak o da onlardandır” (5 Maide/51) ayeti, bu kişinin zahiri durumuna göre kafir olduğunu belirtmektedir. Bu, iki müslümanın dahi ihtilaf etmeyeceği bir haktır.”[9]

Müslümanlara karşı müşriklere yardım eden, onlara destek olan ve bu şekilde onları dost edinen kişinin kafir olduğuna dair bir çok delil mevcuttur. Ancak öğüt almak isteyen  için bu kadarı yeterlidir. Hiç şüphesiz hamd başında ve sonunda alemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.

 

 



[1] Mecmuatu’t-Tevhid, 33

[2] El-Camiu li Ahkami’l-Kur’an, 5/349

[3] Mecmuatu’t-Tevhid, 296

[4] Fizilali’l-Kur’an, 2/731

[5] Mecmuatu’t-Tevhid: 259

[6] Mecmuu’l-Fetava, 7/17

[7] Evsaku Ura’l-İman

[8] er-Resailu’l-Müfide, 64

[9] El-Muhalla, 33/12

 
  Toplam 94467 ziyaretçi (188357 klik) kişi burdaydı!  
 
Onların Allah'ı bırakıp da tapdıkları putlar şefaat hakkına sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefâat edebilir. Zuhruf 86 Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol